<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Halil Berktay</title>
	<atom:link href="http://myweb.sabanciuniv.edu/hberktay/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://myweb.sabanciuniv.edu/hberktay</link>
	<description>Sabancı University</description>
	<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 10:37:16 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Taraf.090.Bir İttihatçı ön-faşistinin insaniyet düşmanlığı</title>
		<link>http://myweb.sabanciuniv.edu/hberktay/2008/09/20/taraf090bir-ittihatci-on-fasistinin-insaniyet-dusmanligi/</link>
		<comments>http://myweb.sabanciuniv.edu/hberktay/2008/09/20/taraf090bir-ittihatci-on-fasistinin-insaniyet-dusmanligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2008 10:31:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hberktay</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Newspaper articles and interviews]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://myweb.sabanciuniv.edu/hberktay/?p=8</guid>
		<description><![CDATA[yazılış : 14 Eylül 2008
yayınlanış : Cumartesi, 20 Eylül 2008 (90)
                                                                                                             604 kelime
                                                                                                              4000 karakter (boşluksuz)
 
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;
Okuma notları
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;
Bir İttihatçı ön-faşistinin
insaniyet düşmanlığı
 
Halil Berktay 
     İtalya&#8217;nın Trablus&#8217;u işgalini izleyen bir gece, Selânik rıhtımında tek başına dolaşan Kenan&#8217;ın geçmiş yanılgılarını Ömer Seyfettin şöyle anlatır :
      &#8220;O hiç harbi sevmezdi. ‘Harp, hayattır !&#8217; diyen feylesofun kırmızı bir canavardan başka bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right">yazılış : 14 Eylül 2008<br />
yayınlanış : Cumartesi, 20 Eylül 2008 (90)<br />
                                                                                                             604 kelime<br />
                                                                                                              4000 karakter (boşluksuz)</p>
<p align="right"> </p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
Okuma notları<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p><strong>Bir İttihatçı ön-faşistinin<br />
</strong><strong>insaniyet düşmanlığı</strong></p>
<p> </p>
<p><span style="text-decoration: underline">Halil Berktay </span></p>
<p>     İtalya&#8217;nın Trablus&#8217;u işgalini izleyen bir gece, Selânik rıhtımında tek başına dolaşan Kenan&#8217;ın geçmiş yanılgılarını Ömer Seyfettin şöyle anlatır :</p>
<p>      &#8220;O hiç harbi sevmezdi. ‘Harp, hayattır !&#8217; diyen feylesofun kırmızı bir canavardan başka bir mahlûk olamayacağını iddia eder, uzviyattaki ‘mücadele&#8217; fiilinin içtimaiyatta, insanlıkta da lâzım ve mecburi bulunduğunu fenle, tecrübe ile gösteren Darwin&#8217;den nefret ederdi.&#8221;</p>
<p>     (Not 1 : Darwin&#8217;in kendisi böyle bir şey göstermedi. Bu sıçrama Darwin&#8217;in değil Ernest Haeckel gibi vülgarizatörlerinindir. Ömer Seyfettin de bir Haeckel hayranıydı. Özellikle evrim teorisini Haeckel yorumuyla biliyor ve Darwin&#8217;le özdeş sanıyordu.)</p>
<p>     (Not 2 : Geçtiğimiz sonbaharda ulusalcılar, Kuzey Irak&#8217;a saldırının siyaseti yeniden askerîleştireceği umuduyla savaş naraları atarken, Ege Cansen de barış karşıtı bir yazısında [<em>Hürriyet</em>, 3 Kasım 2007] şu sahte bilgeliği sunmuştu : &#8220;1. Hayatın en büyük gerçeği ölümdür&#8230;. 2. Tarihin en büyük gerçeği savaştır.&#8221; O zaman, Cansen&#8217;in düşünsel soykütüğünün Sosyal Darwinist İttihatçı ön-faşizmine dayandığını söylemiştim. İşte kanıtı yukarıda duruyor.)</p>
<p>     &#8220;Hakikate dokunmayarak daima hayal içinde yaşayan o tembel, korkak ve hasta mütefekkirlerin müşterek şiiri, ‘insaniyet&#8217; hülyası onun mezhebi idi. Asıllarını, menşelerini, ikinci sebeplerini bilmediği bir sürü ‘fazilet&#8217; hayalindeki seraptan mabette, dumandan yontulmuş büyük ve vücutsuz putlar gibi yükselir; bu ismi var cismi yok ilâhların karşısında o daima ruhuyla secde ederdi.&#8221;</p>
<p>     Demek ki neymiş ? İnsaniyetin de, faziletin de aslı esası yokmuş. Gerçeklerden uzak bir takım tembel, korkak ve hasta düşünürler varmış. Fazilet ve insaniyet onların hülyalarındanmış.</p>
<p>     &#8220;[Kenan'ın] Ne olduğunu vuzuhla bilmediği bir gaye, bir ‘fazilet ve insaniyet&#8217; fikri, muayyen ve sabit manâsı olmayan bu umumî ve müphem iki kelime bütün mantıklara, bütün muakalelere, bütün fenlere, bütün hakikatlere isyan eden yırtıcı ve vahşi bir din gibi, dimağını dumura uğratmış, ruhunu katletmiş, onu müteharrik ve yaşar bir ceset hâlinde bırakmıştı.&#8221;</p>
<p>     Demek ki neymiş ? Fazilet ve insaniyet fikri akla, bilime, gerçeğe aykırıymış. Yırtıcı ve vahşi bir dinmiş &#8212; Melih Pekdemir&#8217;in &#8220;Özgürlük Dininin Yobazları&#8221;nda çattığı din olmasın ? Maazallah. İnsanların beynini dumura uğratır, ruhunu öldürür, canlı cesede dönüştürürmüş.</p>
<p>     Kimbilir kaç kere yazdım ? Richard Overy, <em>The Dictators</em> kitabının çok kritik bir bölümünde, Stalin ve Hitler rejimlerinin &#8220;diktatörlüğün manevî evreni&#8221;ni nasıl yarattıklarını anlatır. Hukuku ve ahlâkı görelileştirip önemsizleştirmek için gerek Nazizm, gerek Stalinizm &#8220;nihaî amaç, araçları meşru kılar&#8221; (<em>the end justifies the means</em>) felsefesine başvurdu. İlki için nihaî amaç millî devrim ve ırk sağlığı, ikincisi için proletarya diktatörlüğü ve sosyalizmdi. SA ve SS&#8217;ler, <em>Gauleiter</em>&#8216;ler, <em>apparatçik</em>&#8216;ler, Auschwitz ve <em>Gulag</em> bekçileri böyle yaratıldı.</p>
<p>     Ömer Seyfettin&#8217;in sertleşen milliyetçiliği daha erken bir konağı simgeliyordu. <em>Hürriyet Gecesi</em> ve <em>Nakarat</em>&#8216;taki millî gayeye, ulvî hedeflere bağlılık çağrısını, <em>Primo</em>&#8216;nun fazilet ve insaniyet reddiyesiyle birleştirelim. Görürüz ki Himmler, Yezhov ve Beria&#8217;lardan önce Ömer Seyfettin de kendini hukuk ve ahlâk gibi ayakbağlarından kurtarmış, &#8220;milletin içinde fena bulmaktaki azameti&#8221; idrak ettiği anda her şeyi yapabilecek bir insan tipi arıyordu.</p>
<p>     Bugünden geçmişe bakınca daha iyi anlıyoruz : Rakel Dink&#8217;in, Hrant&#8217;ın cenazesindeki ifadesiyle bu, bebeklerden katil yapmaya varacaktı. Bahattin Şakir&#8217;leri, Dr Nâzım&#8217;ları Nietzsche&#8217;nin <em>übermensch</em>&#8216;inin yeryüzündeki amoral suretlerine dönüştürmeye varacaktı.</p>
<p>     <em>Ashab-ı Kehfimiz</em>&#8216;deki Şair Sait Bey&#8217;le birlikte, <em>Primo</em>&#8216;nun başlarındaki Kenan&#8217;ın da bir Tevfik Fikret karikatürü olması, bu korkunç tablonun küçük bir parçasıdır. Ama kıymetini bilenler de hep oldu. 1921&#8242;de Fuat Köprülü, sanki Ömer Seyfettin&#8217;e cevap verircesine, İttihatçıları lânetleyerek şunları yazmıştı :            </p>
<p>     &#8220;Fikret henüz sağken onun beynelmileliyet ve insaniyet telâkkilerine şiddetle muarız olan bazı gençler, Harb-i Umumî&#8217;nin doğurduğu korkunç ahlâk buhranı karşısında, onun hâtırasını bir ahlâk ve fazilet heykeli gibi takdise başlamışlardı. Ve bilseniz bunda ne kadar haklıydılar !&#8230; Mecnunâne idare olunan meşum ve nisbetsiz bir cidal uğrunda millet kanını ve malını ibzâl ederken, Fikret&#8217;in arkadaşları, yalancı serdarların mevhum muzafferiyetlerine milleti inandırmak için en bayağı şaklabanlıklardan çekinmiyorlardı&#8230;&#8221;</p>
<p>     Arif Damar da Köprülü&#8217;yü okumuş mudur acaba ?</p>
<p>            Savaşa savaş açtığın için<br />
            Düşman bellediler seni<br />
            Hastaydın şekerin vardı<br />
            Beklettiler bile bile<br />
            Gümrükte alıkoydular<br />
            Tek ilâcın ensülini<br />
            O katiller<br />
            O savaş çılgınları</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://myweb.sabanciuniv.edu/hberktay/2008/09/20/taraf090bir-ittihatci-on-fasistinin-insaniyet-dusmanligi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Taraf.089.Kenan&#8217;ın fazilet ve insaniyetten kopuşu</title>
		<link>http://myweb.sabanciuniv.edu/hberktay/2008/09/18/taraf089kenanin-fazilet-ve-insaniyetten-kopusu/</link>
		<comments>http://myweb.sabanciuniv.edu/hberktay/2008/09/18/taraf089kenanin-fazilet-ve-insaniyetten-kopusu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2008 10:20:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hberktay</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Newspaper articles and interviews]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://myweb.sabanciuniv.edu/hberktay/?p=6</guid>
		<description><![CDATA[yazılış : 14 Eylül 2008
yayınlanış : Perşembe, 18 Eylül 2008 (89)
                                                                                                              592 kelime
                                                                                                              4000 karakter (boşluksuz)
 
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;
Okuma notları
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;
Kenan&#8217;ın fazilet
ve insaniyetten kopuşu
Halil Berktay 
     (Not 1 : İnsan Irkının Kısa Tarihi&#8216;nden daha önce de söz etmiş olmalıyım [A Brief History of the Human Race, Granta 2003]. John Arnold &#8220;21. yüzyılın ilk gerçekten önemli kitabı&#8221; sayıyor. Haksız da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="right">yazılış : 14 Eylül 2008<br />
yayınlanış : Perşembe, 18 Eylül 2008 (89)<br />
                                                                                                              592 kelime<br />
                                                                                                              4000 karakter (boşluksuz)<br />
 </p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
Okuma notları<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p><strong>Kenan&#8217;ın fazilet<br />
</strong><strong>ve insaniyetten kopuşu</strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline">Halil Berktay </span></p>
<p>     (Not 1 : <em>İnsan Irkının Kısa Tarihi</em>&#8216;nden daha önce de söz etmiş olmalıyım [<em>A Brief History of the Human Race</em>, Granta 2003]. John Arnold &#8220;21. yüzyılın ilk gerçekten önemli kitabı&#8221; sayıyor. Haksız da değil. Michael Cook aslen İslâm ve Osmanlı tarihçisi. Ama Princeton&#8217;daki dünya tarihi derslerinden hareketle yazdığı bu eser, olağanüstü yoğun. Sonlara doğru Cook, modernitenin Batı Avrupa&#8217;dan yeryüzüne yayılmasının doğurduğu reaksiyonlara da değiniyor. Bu bağlamda, milliyetçiliğin modernite ile bir uzlaşmayı ifade ettiğini vurguluyor.)</p>
<p>     Kemalizmde milliyetçiliği modernite ile uzlaştırma çabası çok belirgin. 20. yüzyıl başında bir medeniyetler çoğulluğu fikri henüz yoktu. Medeniyet tekti, &#8220;Garp medeniyeti&#8221;ydi; &#8220;medenî milletler&#8221; ise kestirmeden Batı anlamına geliyordu. Osmanlı münevverleri için de böyleydi. Mehmed Âkif&#8217;i ve Ömer Seyfettin&#8217;iyle 1908-18 kuşağı, &#8220;medeniyet&#8221;i kâh &#8220;kahbe&#8221; kâh &#8220;tek dişi kalmış canavar&#8221; diye nitelemek noktasına varmıştı. Atatürk bunu kısmen değiştirdi. &#8220;Muasır medeniyet seviyesi&#8221;ne yetişmeyi; yetişmekle de kalmayıp, o camiaya katılmayı hedefledi. Böylece Cumhuriyet, milliyetçilik ve modernizm-Batıcılık olmak üzere iki ayak üzerine oturdu. Deyim yerindeyse, hem Âkif&#8217;i ve Ömer Seyfettin&#8217;i, hem Tevfik Fikret&#8217;i kucaklamaya ve bağdaştırmaya çalıştı. Ne ki, şizoid bir durumdu bu. Zira Cumhuriyetin milliyetçilik ayağı evrenselci ayağını; Ömer Seyfettin&#8217;ler Tevfik Fikret&#8217;leri basıp kesme çabasından hiç geri durmadı. 21. yüzyıla geldik, kafamız hâlâ karışık. Medeniyet canavar mı, özlenen aidiyetimiz mi ? Bir türlü açıklığa kavuşamadı.</p>
<p>     <em>Primo</em> Ömer Seyfettin&#8217;in sanatının doruklarından. Çok işlenmiş, fazlalıkları atılmış; kapsamlı ama sarkmayan, gergin ve gerilimli bir bütünlüğe kavuşturulmuş. Herhalde bunda, aşırı üretim zorlamasının, tefrikalaşmayla gelen savrukluğun henüz başgöstermemiş olmasının da payı var. 1911&#8242;de <em>Genç Kalemler</em>&#8216;de tek seferde yayınlandığında, tam başlığı <em>Primo : Türk Çocuğu</em>. Daha sonra Ömer Seyfettin buna, bitirmediği bir devam yazmaya kalkacak; o zaman ilk şeklinin adı <em>Primo : Türk Çocuğu. 1. Nasıl doğdu</em>, ikinci kısmının adı ise <em>Primo : Türk Çocuğu. 2. Nasıl öldü </em>olacak. Nasıl bakarsanız bakın, tematik bakımdan da belki en komple hikâyesi Ömer Seyfettin&#8217;in. Neredeyse tek başına bir Türk milliyetçiliği kütüphanesi. İttihatçı yazarının Sosyal Darwinist milliyetçiliği ve buna bağlı olarak, her türlü evrenselci hümanizme beslediği müthiş nefret, en berrak şekliyle <em>Primo</em>&#8216;da ortaya çıkar.</p>
<p>     Kenan Tanzimat&#8217;ın getirdiği <em>alla franca</em> eğitim ve yaşam tarzının tipik bir örneği olarak sunulur. Avrupa&#8217;da okumuş; Batı medeniyetine hayran olmuş; memleketine dönünce &#8220;her Paris&#8217;ten gelen gibi o da dolgun bir maaşla İzmir&#8217;e gitmiş&#8221;; İtalyan patronu Mösyö Vitalis&#8217;in kızı Grazia ile evlenmiş; karı koca ilk çocuklarına Primo adını koymuş; ailecek Selanik&#8217;e yerleşmişler ve Kenan kentteki mason locasına kaydolup yükselmeye başlamıştır. Berna Moran&#8217;ın ünlü yazısının başlığıyla söyleyecek olursak, &#8220;alafranga züppeden alafranga haine&#8221; geçiş sürecinin bütün basamaklarını birer birer tırmanmaktadır.</p>
<p>     (Not 2 : O dönemdeki lâkabıyla <em>Gâvur İzmir</em>, Türk milliyetçiliğinin nefret ettiği bir komprador şehridir. Tâ, 13-17 Eylül 1922&#8242;deki büyük yangınla günahlarından arındırılıncaya; bir zamanların büyük Rum ve Ermeni mahalleleri önce kapkara bir yangın yerine dönüşünceye ve sonra üzerine Fuar-Kültürpark oturtuluncaya kadar. İstenmeyen bir tarihin silinmesinin bundan daha çarpıcı, daha fiziksel bir ifadesi olamaz.)</p>
<p>     Derken İtalya Trablus&#8217;a saldırır ve her şey altüst olur. Kenan&#8217;ın gözlerindeki perde yırtılır; bir maske iner, emperyalizm gerçek çehresiyle ortaya çıkar. İkinci Enternasyonal teorisyenlerinden Parvus (Alexandre Helphand) İttihatçılara yakındı ve <em>Primo</em>&#8216;dan birkaç ay önce yayın hayatına atılan <em>Türk Yurdu</em> dergisine katkıda bulunacaktı. <em>Primo</em>&#8216;nun özellikle İngiliz ve Fransız sömürge imparatorluklarının teşhirine ayrılmış sayfaları, 20. yüzyıl başlarından itibaren anti-emperyalizmin Marksizm ile milliyetçilik arasında nasıl bir köprü oluşturduğunu kuvvetle yansıtır. Kenan &#8220;daima fazilete, insaniyete hizmet ettiğini haykıran&#8221; İngiliz ve Fransızların Afrika ve Asya&#8217;da işlediği cinayetleri düşünerek gaflet uykusundan uyanır. Hikâyenin devamında hayatını ve ideolojisini tamamen değiştirir; Grazia&#8217;yı boşayıp memleketine yollar; kendini bundan böyle tamamen Türklük dâvâsına adayacaktır.</p>
<p>     Peki, fazilet ve insaniyet konusunda, nedir Kenan&#8217;ın ulaştığı yeni gerçek ? Emperyalizmin ikiyüzlülüğünün teşhiri yoluyla, daha derin ve tutarlı bir insanlık anlayışı mıdır ? Yoksa erdem ve insanlık kavramlarının toptan inkârı mıdır ?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://myweb.sabanciuniv.edu/hberktay/2008/09/18/taraf089kenanin-fazilet-ve-insaniyetten-kopusu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
