KASA 10.YIL

Adnan Yıldız Ahmet Elhan Alev Ebüzziya Ali Cherri Antonio Cosentino Aslımay Altay Assaf Gruber Atypyk Aylin Güngör Ayman Baalbaki Ayşe Birsel Ayşe Liu B.A.H.D Baptiste Croze Barış Doğrusöz Başak Kaptan Bayram Candan Beliz Demircioğlu Beste Erener Betül Güney Betül Merkan Borga Kantürk Burak Bedenlier Burcu Arısoy Burcu Yağcıoğlu Burçak Kaygun Bülent Şangar Cem Gencer Cemil İpekçi Ceren Oykut Çağrı Saray Çilem Dalgıç Damien Louche-Pelissier Damla Tamer Deniz Gül Deniz Üster Denizcan Yüzgül Devrim Kadirbeyoğlu Doruk Bayer Ebru Uygun Ece Dündaralp Ege Kanar Ekin Saçlıoğlu Ela Cindoruk Elif Ayiter Elif Çelebi Elif Süsler Elmas Deniz Emir Özer Ender Gelgeç Enis Batur Enis Tahsin Özgür Erdem Taşdelen Erhan Muratoğlu Esat Tekand Eser Selen Esra Okyay Fulya Çetin Gençer Yüzer Giséle Trembleau Gökçe Süvari Gökçen Cabadan Gülay Semercioğlu Gülsün Karamustafa Hakan Kırdar Halil Vurucuoğlu Hayal İncedoğan Hayal Pozantı Hüseyin B. Alptekin İhsan Oktay Anar İlhan Sayın İnci Eviner Jean Pierre Alemao Julia Kul Kenan Yarar Koray Özgen Leyla Gediz Lia Lapithi Magdalena Mellin Marcel van Eeden Mario Asef Marius Dahl Matteo Fato Mehmet Dere Mehmet Koyunoğlu Mehmet Ulusel Melike Abasıyanık Kurtiç Melisa Önel Merve Ertufan Merve Şendil Murat Artu Murat Sezer Murat Yılmaz Mustafa Kula Mutlu Çerkez Mürüvvet Türkyılmaz Nalan Yırtmaç Nazif Topçuoğlu Necmi Zeka Nezaket Ekici Nihal Martlı Nur Koçak Nur Muşkara Omar Fakhoury Osman Akan Osvaldo Romberg Önder Gürkan Paul McMillen Ramazan Bayrakoğlu Rey Akdoğan Roman Opalka Sadık Karamustafa Sarkis Seda Hepsev Seda Özen Selim Cebeci Sencer Vardarman Seza Paker Sümer Sayın Şebnem Özbe Arıkan Şenay Kazalova Şeyda Cesur Şinasi Güneş Tagreed Darghouth Tasarımhane Tobias Laukemper Tufan Baltalar Tuğcan Güler Uğur Kangal Uğursal Şark Umut Sakallıoğlu Ünsal Bahtiyar Vahit Tuna Wieslaw Zaremba xurban_collective Yaşam Şaşmazer Yoko Ono Zeren Göktan Zeynep Gedizlioğlu

Kasa Galeri 10.yılını, 1999′dan beri sergilere katılmış sanatçılardan gelen ‘yeni’ eserlerden oluşan bir sergi ve 10.yıl kitabıyla kutluyor.

Açılış: 12 Şubat Cuma, 18:30

Slought in Istanbul

http://slought.org/content/11370/

İz sürmek

11.11.09 - İz sürmek/Tracing

Kasa Galeri 11.11.2009 – 01.01.2010 tarihleri arasındaki İz Sürmek sergisiyle üç sanatçının yapıtlarını sunuyor. Çizim, animasyon ve enstalasyon işlerinden oluşan sergide, Başak Kaptan, Ceren Oykut ve Nalan Yırtmaç iz sürme, takip etme, kopyalama eylemlerine teknik olarak başvuruken, seçtikleri konular ve bunlara yaklaşımlarında da bu eylemlerin çağrışım potansiyelini ortaya çıkarıyorlar.

Başak Kaptan, TERAS (2008) Siyah beyaz bir çizgi animasyon olan Teras, uzaktan terkedilmiş bir binanın çatı katında bir ailenin geçirdiği zamanlarından alınmış görüntülerin yeniden işlenilmiş/çizilmiş halleridir. Sanatçı ve karşılaştığı bu ailenin günlük hayat icraları arasındaki mesafe, yeniden çizilmiş kareler aracılığıyla gözlenen nesnelerin, öznelerin ve aralarindaki mekansal ilişkilerin yorumuyla belirir.

Nalan Yırtmaç, Sulukule (2009) Son iki yıldır Sulukule’deki yıkımla mücadele etmek için bir araya gelen Sulukule Platformu’nun verdiği mücadeleyi izleme şansım oldu. Mahallelilerin yüzlerce yıldır yaşadıkları evlerinin başlarına yıkılışına, 5 yıldır süren mücadeleye, onca emeğe ve mağdur ailelerin tüm haklılığına rağmen evlerinden yavaş yavaş nasıl uzaklara, şehrin dışına sürüldüğüne tanık olduk. Yok sayılan ve sanki yok edilmek istenen bu kültüre dair hiçbir fikrim yoktu ama yaşanan yıkım oldukça aşikardı.

Ceren Oykut, ‘Kayıp Pasaport’ (2008)
‘Ceren Oykut, kayıp pasaportu üzerindeki bir yıllık Schengen vizesini gururla takdim eder.

O inatçı sınır ihlali hissi bir türlü silinip gitmez. Ama, yeni yerler keşfetme ve farklı hayatları incelemeye duyulan huzursuz arzu her zaman söz konusudur.
Ulaşılamaz oldukça daha çok ısrar edersiniz: Yeni kurallar. Yeni yükümlülükler. İlave dökümanlar. Daha fazla tasdik. Daha çok soru. Daha fazla geçerlilik. Daha güvenilir kanıtlar. Sürekli bir uygunluğunu talep etme durumu: aslında tek istediğin, suç işlemek değil de, sadece başka bir ülkeye gitmektir.’…Başak Şenova


Sergi açılış: 11 Kasım 2009
Saat: 18:30

Bienal ‘Enternasyonal’

Uzun süredir hatta belki ilk kez uluslararası bir güncel sanat sergisinde yapıtların yanındaki etiketlere iyice yaklaşıp üretim tarihlerini görmeye çalıştım. Belki de arasıra burada alevlenen ‘çağdaş’ sanat ‘güncel’ sanat ayrımı ve tartışmasının anlam kazandığı bir an oldu. ‘Çağdaş’ sanatçılar ve yapıtları, güncel sanatçılar ve yapıtlarıyla, güncel sanat küratörleri tarafından bir araya getirildiğinde ne olur? ‘Geri dönmek ve ilk kez gidiyor olmak aynı şey değildir çünkü bu arada geri gelmek zorunda kalınmıştır’ anlamına gelen bir sözü var Lyotard’in. Görüldüğü kadarıyla, bu bienal için de, hem ekonomik ve sosyal açıdan, hem de sanat tarihsel bağlamda bir geri dönme zorunluluğu baskın çıkmıştır ve geri dönüldüğünde karşılaşılanlar yeni kodlarla tekrar anlamlandırılmaktadır.

11. Bienal kavramsal çerçevesi ve sergilenen eserleriyle, şimdiye kadarki en ‘enternasyonal’ İstanbul Bienali belki de. İşler İstanbul’a, ya da sergi mekanlarına mutlak referanslarla bağlı değiller. Olduğu gibi başka bir ülke veya kente taşınabilseler, eserler (hemen hepsi) ve sergileme bütünü, önerdikleri okumalar açısından fazla farklılık göstermez gibi görünüyor. ‘Enternasyonal’ marşının onlarca dile çevrilip, aynı müzikle benzer kitleler tarafından söylenebildiği gibi. Yerel, belirli coğrafyalarla tanımlanan meseleleri gözden kaçırmadan, seviyelenmiş bir dayanışma çağrısı sergilerde göze çarpıyor. Öte yandan sanatsal anlamda da bir ‘normalizasyon’ (doğru tanım olmayabilir) hissediliyor sanki. Örneğin Türkiye’den davet edilen sanatçıların ‘içeriden’ bilgiye sahip olmak veya ev sahipliği gibi fazladan yükler sırtlanmamış olmalarıyla (ya da o duygudan uzak olmalaruyla), ilginç biçimde uluslararası sanatsal hareketlerin eş zamanlı parçaları olmuş gibiler. Belki o anlamda da 60 sonrası politik sanatın, daha geniş coğrafyaları kapsayan, alternatif bir tarihini yazmaya girişiyor WHW.

Bienal küratörleri yola çıkarken Üç Kuruşluk Opera’yı rehber almışlar. Ben de onun gibi direkt, her dile çevrilmiş sözü geçen marşı bienali gezerken fonda duymaya çalışmayı öneriyorum. Bienalde yer alan yapıtların değindiği militarizm, Filistin sorunu, anti-demokratik yönetimler, Balkan katliamları, Soğuk Savaş sonrası savaşlar gibi sorunlar üzerine düşünürken de. Usta İngiliz ‘protest’ müzisyen Billy Bragg’in, Pierre Degeyter’in 1888 tarihli L’Internationale marşı üzerine – belki arka plandaki meseleleri aciliyetlerinin gerektirdiği biçimde güncelleyerek, ama başkaldırı ve değişim ruhuna sadık kalarak – yazdığı sözlerle:

Enternasyonal

Baskının bütün kurbanları ayağa kalkın ki,
Tiranlar sizin gücünüzden korksun,

Sahip olduklarınıza fazla bel bağlamayın

Çünkü haklarınız yoksa, hiçbir şeyiniz yok demektir.

Irkçı cehaleti sona erdirin,
Çünkü saygı imparatorlukları çökertir
Özgürlük herkes tarafından yaşanmadıkça
Sadece bahşedilmiş bir ayrıcalıktır.

Kimsenin bizleri bölmek için duvarlar inşa etmesine izin vermeyin
Nefret duvarları da, taştan duvarlar da

Gelin gün doğuşunu birlikte selamlayalım ve yanyana duralım

Ya birlikte yaşayacağız ya da yalnız öleceğiz

Sömürüyle zehirlenmiş dünyamızda

Alanlar, artık vermeli

Ulusların kibiri sona ermeli
Üzerinde yaşayacak tek bir Dünya var

Ve böylece nihai oyun başlar,
Sokaklarda ve arazilerde

Zırhlıları önünde eğilmeden dururuz

Silahlarını ve kalkanlarını yeneriz

Baskılarıyla kışkırtılmış halde savaştığımızda
Zevk ve aşkla esinlenelim
Çünkü bize imtiyazlar önerseler de
Değişim tepeden gelmeyecektir.

Sheffield Sosyalist Korosu’nun yorumuyla marşa şuradan erişebilirsiniz (Büyük Londra Oteli’ndeki üç günlük ‘Sheffield Pavyonu’na selamla…):

http://folk.ntnu.no/makarov/temporary_url_20070929kldcg/internationale-en-sheffield_socialist_choir_1992.mp3

Akdenizli ve Avrupalı Genç Sanatçılar Bienali - Üsküp 3-12 Eylül

14.sü yapılan bu gezici bienal, merkez dışı, daha küçük kentleri seçmeye başladığından beri, bu yerler sanatçılar, delegasyonlar ve uluslararası ziyarteçiler için belki de sergilenen yapıtlardan daha fazla ilgi çekici ve düşündürücü oluyor. Üsküp’te de durum böyleydi. Makedonya, Sosyalist Yugoslavya yonetminin parçasıyken de Bosna-Hersek, Kosova ve Karadağ ile birlikte daha az gelişmiş güney devletlerinden biriymiş. 1991′de bağımsızlığını, yumuşak (diğer eski Yugoslavya devletlerindeki savaş ve kıyımlar burada yaşanmamış) bir ayrılmayla elde ettikten sonra da serbest ekonomiye geçiş sıkıntıları, bölgedeki ambargolar ekonomik ve sosyal toparlanmayı geciktirmiş. 2005′de işsizlik %37 civarindaymış. Tuhaf biçimde sosyalist rejimden daha dün çıkmış gibi yanıltıcı bir hisse kapılsanız da, ulaşımda, binalarda, sokaklarda görülen aşınmışlık ve bakımsızlığın aslında bu ‘bekleme’ döneminin uzamasndan kaynaklandığını hesaplıyorsunuz. (Bir duvar çizimi yapmak isteyen Sümer’e önerdikleri bir galeri duvarının daha sonra nasıl boyanıp kapatılabileceği önemli bir sorun yarattı. Müze idaresinden bir kez daha onay alınması gerekti). Büyük bir makinanın parçası olmuş ülke yeni mekanizmalara eklemlenmeyi bekliyor. Nato’nun 1998-99 Kosova müdahalesi sırasında Üsküp’ü üs olarak kullanması şehri canlandıran bir dönem olarak anılıyor. Şimdi de öncelikli hedeflerin başında ülkenin Nato’ya tam üyeliği geliyor. Ardından öncelik Avrupa’da serbest dolaşım ve sonra da tam üyelik.

Öte yandan bu aşınmışlık (ama coğu 60lı yılların sosyalist modern mimarisinin eseri olan şehrin yeni kısmındaki), yavaşlık, günlük hayatın yenilik fetişizminden uzaklığı, global zincirlerin eline geçmemiş olması bir rahatlık ve hafifleme hissi de yarattı bizlerde. Belki de sadece bende.Görülen ama bakılmayan bir yer, gözlerin haritada bile üzrinden kayıp geçtiği bir yer.  Bir zaman ve yeri çağrıştırdı. Ankara? Ama en az 20 yıl öncesi. Türkiye ile olan tarihsel ve kültürel ortaklıklar da sanırım şu sıralar Tv dizilerine ekonomik ve taze bir kaynak sunuyor ve derinine inmeden sıkça hatırlanıyor.
Bienal sergisi yavaş ve aksaklıklarla da olsa kuruldu. Bu genç sanatçılar fuarında en önemli kazanım sanatçıların kurduğu yeni bağlantılar - sanatçılar, küratörler ve kurumlarla. Türkiye’den katılan Sümer Sayın ve Merve Ertufan bienal sergisine katılan sanatçılar içinden dokuzuna verilen Res Artis residency awards’u kazandılar http://www.bjcem.org/content.asp?type=article&article_id=146.
Katılan bütün sanatçılara tebrikler ve teşekkürler.

soldan sağa: (üst sıra) melisa önel, nihal martlı, damla tamer
(alt sıra) sümer sayın, merve ertufan

Yapıların Ayak İzleri/Building Footprints - Osvaldo Romberg

9 Eylül - Osvaldo Romberg

YAPILARIN AYAK İZLERİ – İSTANBUL

Kasa Galeri 9 Eylül – 24 Ekim tarihleri arasındaki Yapıların Ayak İzleri – Istanbul sergisiyle Osvaldo Romberg’in enstelasyonuna ev sahipliği yapıyor.

Osvaldo Romberg’in yapıtının büyük bir kısmı mimari sorusuna adanmıştır. Önemli mimari eserlere referanslar taşıyan büyük ölçekli yerleştirmelerinde Romberg eski bir yapının ayak izini halen varolan başka birinin üzerine serer. Böyle bir translokasyon tekniği aracılığıyla, coğrafya, miras ve silinip kaybolma sorularını tekrar canlandırır.
Kasa Galeri’deki yerleştirmesinde de, galerinin birbirine bitişik odaları boyunca uzanan, labirent benzeri bir düzenleme uyguluyor. Çeşitli klasik ve modern mimari planlarını, modern sanat ögeleri ve bulunmuş nesnelerle bir araya getirerek görsel olarak kolaj etkisi yaratırken, hem bu büyük kolajın desteğini hem de labirent benzeri geçiş yolları arasındaki bölmeleri oluşturan transparan malzeme süreklilik hissini çoğaltıyor.

Buenos Aires’te doğan Osvaldo Romberg, New York, Philadelphia, ve Isla Grande, Brezilya’da yaşamakta ve çalışmaktadır. Sanatçı olarak birçok diğer kurum yanında, Kunsthistoriches Museum, Viyana; Kunstmuseum, Bonn; Ludwig Museum, Köln; Sudo Museum, Tokyo; The Israel Museum ,Kudüs; The Jewish Museum, New York; 41. Venedik Bienali, Israil Pavyonu; The Museum of Modern Art, Buenos Aires; ve The Van Abbemuseum, Eindhoven’de eserlerini sergilemiştir. Romberg ayrıca Pennsylvania Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretim üyeliği ve Slought Foundation’da küratörlük yapmaktadır. Slought Foundation’da William Anastasi, Hermann Nitsch, Dennis Oppenheim, Gunter Brus, Peter Weibel, Fred Forest, Gary Hill gibi sanatçıların retrospektif sergilerinin küratörlüğünü üstlenmiştir.

Sergi açılış: 9 Eylül 2009
Saat: 18:30

Ex-it 2007

Yoko Ono, Exit , 2007 ‘Open City’, Kasa Galeri
Fikirlerini önemsediğimiz bir akademisyen bu iş için ‘Yoko Ono için fazla anıtsal bir iş’ demişti. Bu anıtsallık hissi Kasa’daki yerleştirmede biraz daha belirgindi belki de. Eser daha sonra Ono tarafından İstanbul Modern’e bağışlanmıştı. (David Elliott dönemi olmalı sanırım)

Daha az anıtsal, bu yüzden de Ono’nun pratiği açısından daha tanıdık bir yerleştirme fazla dikkat çekmemiş olabilir. Kısa süreyle kalmışlardı yerlerinde:

‘imagine peace/barışı düşle’ billboard afişleri hakkında bir izleyici yorumu:

‘sağ birleşmiş sıra soldaymış, 1 mayısta boyumuzun ölçüsünü şehircene almışız, şeriatmış, darbeymiş, düşünmemeli sadece çalışmalıymışız, türkiyeymiş, dünyaymış derken karanlığa sürüklenen ruhumu aydınlatan, görüldüğü anda güneş açmış hissi yaratan yoko ono dileği.’[1]

[1] www.eksisozluk.com - ‘barisi dusle’

3-12 Eylül

http://bjcem.org/default.asp

←Older