Bienal ‘Enternasyonal’

Uzun süredir hatta belki ilk kez uluslararası bir güncel sanat sergisinde yapıtların yanındaki etiketlere iyice yaklaşıp üretim tarihlerini görmeye çalıştım. Belki de arasıra burada alevlenen ?çağdaş? sanat ?güncel? sanat ayrımı ve tartışmasının anlam kazandığı bir an oldu. ?Çağdaş? sanatçılar ve yapıtları, güncel sanatçılar ve yapıtlarıyla, güncel sanat küratörleri tarafından bir araya getirildiğinde ne olur? ?Geri dönmek ve ilk kez gidiyor olmak aynı şey değildir çünkü bu arada geri gelmek zorunda kalınmıştır? anlamına gelen bir sözü var Lyotard?in. Görüldüğü kadarıyla, bu bienal için de, hem ekonomik ve sosyal açıdan, hem de sanat tarihsel bağlamda bir geri dönme zorunluluğu baskın çıkmıştır ve geri dönüldüğünde karşılaşılanlar yeni kodlarla tekrar anlamlandırılmaktadır.

11. Bienal kavramsal çerçevesi ve sergilenen eserleriyle, şimdiye kadarki en ?enternasyonal? İstanbul Bienali belki de. İşler İstanbul?a, ya da sergi mekanlarına mutlak referanslarla bağlı değiller. Olduğu gibi başka bir ülke veya kente taşınabilseler, eserler (hemen hepsi) ve sergileme bütünü, önerdikleri okumalar açısından fazla farklılık göstermez gibi görünüyor. ?Enternasyonal? marşının onlarca dile çevrilip, aynı müzikle benzer kitleler tarafından söylenebildiği gibi. Yerel, belirli coğrafyalarla tanımlanan meseleleri gözden kaçırmadan, seviyelenmiş bir dayanışma çağrısı sergilerde göze çarpıyor. Öte yandan sanatsal anlamda da bir ‘normalizasyon’ (doğru tanım olmayabilir) hissediliyor sanki. Örneğin Türkiye?den davet edilen sanatçıların ?içeriden? bilgiye sahip olmak veya ev sahipliği gibi fazladan yükler sırtlanmamış olmalarıyla (ya da o duygudan uzak olmalaruyla), ilginç biçimde uluslararası sanatsal hareketlerin eş zamanlı parçaları olmuş gibiler. Belki o anlamda da 60 sonrası politik sanatın, daha geniş coğrafyaları kapsayan, alternatif bir tarihini yazmaya girişiyor WHW.

Bienal küratörleri yola çıkarken Üç Kuruşluk Opera?yı rehber almışlar. Ben de onun gibi direkt, her dile çevrilmiş sözü geçen marşı bienali gezerken fonda duymaya çalışmayı öneriyorum. Bienalde yer alan yapıtların değindiği militarizm, Filistin sorunu, anti-demokratik yönetimler, Balkan katliamları, Soğuk Savaş sonrası savaşlar gibi sorunlar üzerine düşünürken de. Usta İngiliz ?protest? müzisyen Billy Bragg?in, Pierre Degeyter?in 1888 tarihli L’Internationale marşı üzerine ? belki arka plandaki meseleleri aciliyetlerinin gerektirdiği biçimde güncelleyerek, ama başkaldırı ve değişim ruhuna sadık kalarak ? yazdığı sözlerle:

Enternasyonal

Baskının bütün kurbanları ayağa kalkın ki,
Tiranlar sizin gücünüzden korksun,

Sahip olduklarınıza fazla bel bağlamayın

Çünkü haklarınız yoksa, hiçbir şeyiniz yok demektir.

Irkçı cehaleti sona erdirin,
Çünkü saygı imparatorlukları çökertir
Özgürlük herkes tarafından yaşanmadıkça
Sadece bahşedilmiş bir ayrıcalıktır.

Kimsenin bizleri bölmek için duvarlar inşa etmesine izin vermeyin
Nefret duvarları da, taştan duvarlar da

Gelin gün doğuşunu birlikte selamlayalım ve yanyana duralım

Ya birlikte yaşayacağız ya da yalnız öleceğiz

Sömürüyle zehirlenmiş dünyamızda

Alanlar, artık vermeli

Ulusların kibiri sona ermeli
Üzerinde yaşayacak tek bir Dünya var

Ve böylece nihai oyun başlar,
Sokaklarda ve arazilerde

Zırhlıları önünde eğilmeden dururuz

Silahlarını ve kalkanlarını yeneriz

Baskılarıyla kışkırtılmış halde savaştığımızda
Zevk ve aşkla esinlenelim
Çünkü bize imtiyazlar önerseler de
Değişim tepeden gelmeyecektir.

Sheffield Sosyalist Korosu?nun yorumuyla marşa şuradan erişebilirsiniz (Büyük Londra Oteli?ndeki üç günlük ?Sheffield Pavyonu?na selamla?):

http://folk.ntnu.no/makarov/temporary_url_20070929kldcg/internationale-en-sheffield_socialist_choir_1992.mp3