Oral History Workshop at Ottoman Bank Archive and Research Center
Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezinde Sözlü Tarih Atölyesi
31 Ocak-1 Şubat 2009 tarihlerinde Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezinde bir Sözlü Tarih Eğitim Atölyesi gerçekleştirildi. Osmanlı Bankası-Sabancı Üniversitesi işbirliğinde yapılan atölyede eğitimi Leyla Neyzi verdi. Toplumdaki bütün ilgilenen kişilere açık olan atölyeye Türkiye’nin her bir yanından ve çok farklı çevre ve mesleklerden 200u aşkın kişi katıldı. Katılımcılar arasında tarih öğretmenleri, sanatçılar, öğrenciler, sivil toplum kuruluşu ve müze çalışanları da vardı. Aralarında Ankara, Eskişehir, Mersin, Kocaeli, Kars, Muğla, Balıkesir, Kırklareli, Antalya, Aydın, İzmir, Kayseri olmak üzere İstanbul dışından da yaklaşık 30 katılımcı vardı. Katılımcılardan yüzde 70’i kadındı ve öğrenciler katılımcıların yüzde 30’unu oluşturuyordu.
Leyla Neyzi iki gün boyunca gerçekleştirilen atölyenin ilk gününde sözlü tarihin tarihi ve kurumsallaşması ile ilgili, ikinci gününde ise sözlü tarihte yöntem ve etik ile ilgili seminer verdi. Her iki günün ikinci yarısında ise katılımcıların soru ve yorumları tartışıldı. Farklı çevrelerden çok çeşitli sözlü tarih çalışmalarıyla atölyeye katılan katılımcıların soru ve yorumları ağırlıklı olarak; bellek, travma, etik, sosyal bilimlerde sözlü tarihin yeri, sözlü tarih arşivlerinin oluşturulması, görüşmelerin kaydı, görüşmelerin analizi gibi konuları içeriyordu. Atölye boyunca sözlü tarih görüşmelerinin profesyonel bir ön hazırlık ve analiz sürecinden geçmesi gerektiğinin altını çizen Leyla Neyzi, katılımcılara Türkiye’de hem geç başlanmış hem de tarih disiplini tarafından gözardı edilmiş bir alan olarak sözlü tarihin disiplinlerarası bir alan olarak yaygınlaşması için kurumsallaşmanın gerekliliğinden de bahsetti. Atölyede Türkiye’de yapılmış sözlü tarih çalışmalarından örnekler tartışılırken Türkiye ile benzer bir yakın geçmişe sahip ülkelerde sözlü tarih çalışmalarının tarih anlayışını ve toplumu nasıl dönüştürdüğü üzerine de bilgiler verildi.
Tarih ve sözlü tarih/toplumsal bellek çalışmalarını buluşturmak, sözlü tarih yöntemini tanıtmak ve Türkiye’de kullanımını yaygınlaştırmak amacını taşıyan atölye, Sözlü Tarih Destek Toplantıları ile devam etti. Atölyeye katılanlardan 40 kişi, kendi sözlü tarih projelerini gerçekleştirmek ve bu süreçte destek almak amacıyla Leyla Neyzi ve ekibiyle iki haftada bir Salı akşamları Osmanlı Bankasında buluştu ve Mart ve Haziran 2009 arasında sözlü tarih görüşmesi, transkripsiyon ve görüşme analizi yaptı. Destek Toplantılarında çalışan ekipte Özgül Akıncı (CULT MA 2008), Eda Çakmakçı (CULT BA 2007), Haydar Darıcı (CULT MA 2009) ve Sibel Maksudyan (VAVCD MA 2008) bulunmaktaydı. 6 Haziran 2009’da Osmanlı Bankası’nda sözlü tarih projesi yapanlar, Bahar 2009 döneminde Sabancı Üniversitesinde verilen sözlü tarih (CULT 361/561) dersinin öğrencileriyle birlikte Osmanlı Bankasında yapılan bir atölyede sözlü tarih araştırmalarını sundular. Destek Toplantıları bağlamında yapılan çalışmalar, Osmanlı Bankası Sözlü Tarih Arşivinin nüvesini oluşturdu. Hem Osmanlı Bankası, hem Sabancı Üniversitesi bünyesinde yapılan sözlü tarih çalışmalarından örnekler, Sabancı Üniversitesi Sözlü Tarih Websitesinde görülebilir.
http://myweb.sabanciuniv.edu/sozlutarih
Osmanlı Bankası Müzesi’nde Sabancı Üniversite’sinin İşbirliğiyle Sözlü Tarih Çalışmaları Başlıyor
Osmanlı Bankası Müze’sinde Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi ve Sabancı Üniversitesi’nin işbirliğiyle; 31 Ocak Cumartesi ve 1 Şubat 2009 Pazar tarihlerinde Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Leyla Neyzi başkanlığında Sözlü Tarih Atölyeleri gerçekleştirildi. Atölyenin en önemli amacı, yakın tarih çalışmalarında sözlü tarihin yerini irdelemek ve sözlü tarih eğitimi vermekti. Atölyeye çeşitli mesleklerden bireyler, yüksek lisans ve doktora öğrencileri, tarih öğretmenleri, sivil toplum kuruluşları ve müze çalışanları dahil yaklaşık 200 kişi katıldı. Başvuruların 200’ü geçmesi atölye düzenleyicileri açısından hoş bir sürprizdi. 200 kişi arasında Ankara, Eskişehir, Mersin, Kocaeli, Kars, Muğla, Balıkesir, Kırklareli, Antalya, Aydın, İzmir, Kayseri gibi İstanbul dışı illerden atölyeye katılan 30 katılımcı vardı. Düzenleyiciler için bir diğer sürpriz de atölyeye başvuranların sadece yüzde 30’unun öğrenci olmasıydı. Atölyenin sadece öğrenciler tarafından değil her meslek ve yaştan yetişkinler tarafından da yoğun ilgiyle karşılanması Türkiye’de sözlü tarih çalışmalarının nasıl bir boşluğu dolduracağına dair ipuçları veriyordu. Ayrıca, katılımcıların yüzde 70’inin kadın olması, Leyla Neyzi’nin atölyenin başında paylaştığı gibi, ilginçti çünkü tarihsel olarak sözlü tarih çalışmaları yapanlar arasında kadınlar her zaman çoğunluğu oluşturmuştu. Katılımcılara dair bir diğer bilgi de daha önceden sözlü tarih eğitimi almış ya da sözlü tarih projelerinde çalışmış olanların katılımcıların yüzde 15’ini oluşturuyor olmasıydı Bu durum göz önüne alınarak atölye sözlü tarih konusunda temel bilgi ve tartışmalara odaklandı.
Leyla Neyzi, iki gün boyunca gerçekleştirilen atölyenin ilk gününde sözlü tarihin tarihi ve kurumsallaşmasıyla ilgili seminer verdi. Neyzi, sözlü geleneğin folklor ve performansla ilişkilerinden bahsetti ve sözlü tarihin sözlü gelenekten farkını vurguladı. Sözlü tarihte anlatıcının anlatısı kadar sözlü tarihçinin kendi konumunun da öneminin altı çizildi. Bir sözlü tarih çalışmasının hem yakın tarih, hem geçmiş, hem de günümüze dair olabilmesi ve anlatıcının anlatısını merkeze alırken sözlü tarihçinin konumunu da içermesi sözlü tarihin önemli özellikleri olarak vurgulandı.
Neyzi’nin iki gün boyunca üzerinde en çok durduğu konulardan biri de sözlü tarihin sosyal ve beşeri bilimlerdeki yeri ve özellikle de tarih bilimi ile olan ilişkisiydi. Sözlü tarihin pozitivist bilim anlayışını sorgulayan, ulus devlet tarihini belleği merkeze alarak yeniden yazan bir çalışma alanı olduğu Türkiye ve farklı ülkelerden örneklerle ele alındı. Türkiye’de sözlü tarihçilerin neredeyse tamamının tarih disiplininden değil de, antropoloji, sosyoloji, kültürel çalışmalar ve kadın çalışmaları gibi bölümlerden olmasına dikkat çekildi. Bu konu ile ilgili daha sonra katılımcılardan gelen sorulardan biri de sözlü tarihin resmi tarih karşısında bir “kurtarıcı” misyonu edinmesi olasılığıydı.
Neyzi, sözlü tarihin ortaya çıkışında teknolojinin de önemini vurguladı ve ses kayıt cihazları ile birlikte kayıt imkanının doğmasının sözlü tarih çalışmalarına büyük bir ivme kazandırdığını ekledi. Sözlü tarihin Amerika’da 1929 krizi ile birlikte başlamasını örnek gösteren Neyzi, sözlü tarih çalışmalarının ezilen kesimlerin tarihinin yazılması ile birebir ilişkili başladığının altını çizdi. Bununla bağlantılı olarak ise Almanya ve İtalya’da faşist iktidar sonrasında gelişen sözlü tarih çalışmalarının travma çalışmalarını da içermesini örnek verdi ve akademi dışı sözlü tarihin sivil toplum kuruluşları ile olan işbirliğine dikkat çekti.
İlk günün semineri Neyzi’nin verdiği iki örnekle sonlandı. Bu örneklerden biri Alessandro Portelli’nin İtalyan işçi sınıfı tarihinde bir dönüm noktası olarak görülen Luigi Trastulli isimli işçinin ölümünün o dönemin tanıkları tarafından farklı şekillerde hatırlanmasını ele aldığı “Luigi Trastulli’nin Ölümü: Bellek ve Tarihsel Olay” isimli çalışmasıydı. Bu çalışma ile ilgili Neyzi, anlatılardaki sessizliklerin, çarpıtmaların ve farklı anımsamaların bir sözlü tarih çalışmasında çok önemli ipuçları olabileceğini anlattı. Neyzi’nin verdiği ikinci örnek de kendi çalışmalarındandı. İzmir Yangını ile ilgili sözlü tarih çalışmasında yaptığı görüşmeden yola çıkarak Neyzi, sözlü tarih anlatılarında birbirleriyle ters düşen, çatışan söylemlerin nasıl ve neden yanyana durabileceğini tartıştı.
Leyla Neyzi seminerin ikinci gününde ise sözlü tarihte yöntem ve etik ile ilgili seminer verdi. Bu seminerde Neyzi’nin önemle üzerinde durduğu konu özellikle medyada ve popüler kültürde kullanılan şekliyle sözlü tarihin çok kısa ve kolay yollarla yapılabileceği yanılgısıydı. Seminerde bir sözlü tarih çalışmasının tasarlanmasında dikkate alınacak bütün aşamalar ayrıntısı ile anlatıldı. Bir çalışmanın ön hazırlık sürecinde, görüşülen kişi hakkında biyografik bilgilerin toplanması, konu hakkında derinlemesine araştırma yapılması, tarihi ve güncel kaynakların taranması gibi aşamalardan ve görüşülen kişinin hak ve hassasiyetlerinin merkeze alındığı etik bir duruştan bahsedildi. Neyzi, görüşme sırasında sözlü tarihçinin çok iyi bir dinleyici olması gerektiğini belirtti ve sorulacak soruların yönlendirici olmaması, araştırmacının kendi bakış açısını empoze etmemesi gerektiği gibi noktalara dikkat çekti. Görüşme sonrası ile ilgili ise transkripsiyon ve analiz süreçleri üzerinde duruldu.
Neyzi, yaygın olarak düşünülenin aksine sözlü tarih çalışmalarında transkripsiyon aşamasının üzerinde titizlikle durulması gereken bir aşama olduğunu belirterek, transkripsiyonun orijinal ses kaydındaki ses değişimleri ve vurgularına sadık kalınarak yapılmasının öneminden bahsetti. Sözlü tarih çalışmalarının arşivlenmesi konusunda ise Türkiye’deki çalışmaların çok yeni olduğunu kaydeden Neyzi, semineri sözlü tarih çalışmalarının analiz ve anlamlandırma süreci, hedef kitlesi ve kamuoyu ile paylaşılma biçimlerinden bahsederek bitirdi.
Her iki günün ikinci yarısı ise öğlen arasında küçük gruplara bölünerek tartışan katılımcıların soru ve katkılarının büyük gruba aktarımı ve cevaplanmasıyla geçti. Farklı çevrelerden çok çeşitli sözlü tarih proje taslaklarıyla atölyeye katılan katılımcıların soru ve yorumları ağırlıklı olarak; bellek, travma, etik, sosyal bilimlerde sözlü tarihin yeri, sözlü tarih arşivlerinin oluşturulması, görüşmelerin kaydı, görüşmelerin analizi gibi konuları içeriyordu. En çok tartışılan sorular arasında; görüşme sonrası görüşülen kişinin konuşulanları reddetmesi ya da travmatik duyguların açığa çıktığı durumlarda ne yapılacağı, sözlü tarih adıyla sunulan çalışmaların giderek popülerleşmesi, ve gençlerle sözlü tarih yapılıp yapılamayacağı vardı. Katılımcılardan gelen sorulardan biri ise sözlü tarih çalışmalarının neden titizlilikle sürdürülmesi gerektiğini özetliyordu: “En iyi hikayeler ses kayıt makinesi kapalıyken geliyorsa ne yapacağız?”
Atölye boyunca sözlü tarih görüşmelerinin profesyonel bir ön hazırlık ve analiz sürecinden geçmesi gerektiğinin altını çizen Leyla Neyzi, katılımcılara Türkiye’de hem geç başlanmış hem de tarih disiplini tarafından gözardı edilmiş bir alan olarak sözlü tarihin disiplinlerarası bir alan olarak yaygınlaşması için kurumsallaşmanın gerekliliğinden de bahsetti. Atölyede Türkiye’de yapılmış sözlü tarih çalışmalarından örnekler tartışılırken Türkiye ile benzer bir yakın geçmişe sahip ülkelerde sözlü tarih çalışmalarının tarih anlayışını ve toplumu nasıl dönüştürdüğü üzerine de bilgiler verildi.
Sözlü tarih yöntemini tanıtma, Türkiye’de kullanımını yaygınlaştırma ve tarih ve sözlü tarih/toplumsal bellek çalışmalarını buluşturma amaçlarını taşıyan atölye, Osmanlı Bankası Müzesi’nde Sabancı Universitesi’nin işbirliğiyle sözlü tarih projelerine destek toplantılarıyla devam edecek. Bu çalışmanın sonucunda profesyonel sözlü tarih projeleri gerçekleştirerek bir sözlü tarih arşivi yaratmak ve bu malzemeyi sergi, web sitesi ve kitap gibi ürünlere dönüştürerek kamuoyuyla paylaşmak amaçlanıyor.
Not: Bu yazı Toplumsal Tarih Dergisi Mart 2009 sayısında yayımlanmıştır.
For an article from Hurriyet Daily News click Oral history research workshop breaks record
Istanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti, Osmanlı Bankası’nın “İstanbul’un Belleği” Projesini destekliyor:
“Istanbul 2010: Avrupa Kültür Başkenti” bünyesinde Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi ve Sabancı Üniversitesi İşbirliği’nde “İstanbul’un Belleği” isimli bir proje yürütülecektir. Bu projenin amacı; Osmanlı’nın son yüzyılından günümüze uzanan döneme dair yapılacak sözlü tarih çalışmaları ile arşiv ve kütüphane malzemesinin bir araya getirilmesi, korunması ve tarih-sözlü tarih birlikteliği içinde oluşturulacak veri tabanının web ortamında yurtiçi/yurtdışındaki araştırmacılara erişilebilir kılınması ve sergi/yayın yapılmasıdır. Bu projenin desteklediği çalışmalar arasında Osmanlı Bankası Müzesi’nde yapılacak sözlü tarih atölyesi de bulunmaktadır.


