İyi ki Sabancılıyım!

Lise sona gelene kadar öss için çalışıyor, ama hangi mesleği yapmak istediğime bir türlü karar veremiyordum. Çevremdeki hemen herkesin hedefi belliydi, o zaman oturup ben de düşünmeye başladım. Aslında kafamda hiçbir şey net değildi ama sınava çalışırken bütün hocalarım bir hedef belirlememin daha çok çalışmamı sağlayacağı görüşündeydi, ben de seçeneklerimi endüstri mühendisliği ve bilgisayar mühendisliği olarak belirlemiştim, üniversite olarak ise Ankara?daki bir vakıf üniversitesini düşünüyordum, hakkında pek bir fikir sahibi olmasam da… Sınava doğru Sabancı mezunu ve o sırada Sabancı?da master yapan bir arkadaşım bana Sabancı?yı bütün ayrıntılarıyla anlattı. Fiziksel ve sosyal koşullarının ne kadar iyi olduğu, disiplinlerarası eğitimi, Sabancı?nın kendini geliştirmek isteyen öğrenciye sunduğu olanaklar, hocaların ?açık kapı? politikası ve hocaların bağlantıları sayesinde üniversiteden sonra akademik anlamda da mesleki anlamda da ne büyük bir avantaja sahip olacağımı anlattı. Daha görmeden etkilenmiştim bu ütopya gibi tasvir edilen okuldan, mezunlarının şimdi ne kadar başarılı olduğunu gördükçe daha da özenmeye başladım. 

Sanırım benim gibi kararsız birini en çok etkileyen nokta ise, Sabancı?ya gelirken bölüm seçmek zorunda olmayışımdı! Ben belirli bir fakülteden girdiğimizi, 2. Sınıftan sonra o fakülte içinden bir bölüm seçtiğimizi zannediyordum. Halbuki, girdiğin fakülte dışındaki bir bölümü de seçebilme, hatta 2. Sınıftan sonra bile tekrar bölüm değiştirme şansı varmış, üstelik burs kaybetmeden! Benim gibi tercih döneminde bile yapacağı mesleğe karar verememiş biri için bu bulunmaz bir nimetti. Zaten nasıl mesleğimden emin olabilirdim ki? Lisede çevreden duyulan bilgilerle, bir tanıdığın/akraban/rehber hocan sayesinde hangi bölümün ne olduğunu öğrenmekle, üniversitede bizzat o bölümün dersini alarak, yakından inceleme şansı bularak tercih yapmak bir olabilir miydi hiç?

Lablar, atölyeler 24 saat öğrencilere açık. Gece yarısı fakülteleri dolaşmak oldukça eğlenceli oluyor.

Kayıt sırasında okul tarafından bir anket yapılmıştı ?aklınızda hangi bölüm var? diye. O zaman %50 üretim sistemleri mühendisliği (diğer okullardaki endüstri?ye karşılık geliyor) %50 bilgisayar bilimleri ve mühendisliği demiştim. Daha 1 yıl geçmesine rağmen geri dönüp bakınca üretim sistemlerinin ne kadar matematik üzerine kurulu olduğunu, muhtemelen o bölümü seçersem sıkılacağımı, üstelik büyük ihtimalle Sabancı?ya gelmeden önce hiç aklımda olmayan başka bir bölümü seçeceğimi görüyorum. Zaten sonradan öğrendim ki, Sabancı?ya gelenlerin %70?ine yakını, kayıttaki ankette düşündüğü bölümü seçmiyormuş.  (Aslında biz Sabancı?da disiplinlerarası yapımız gereği okuduğumuz alanlara ?bölüm? demiyoruz ?program? diyoruz; ama genel bir kullanım olduğundan daha doğru ifade etmek için bölüm dedim.)

Daha gelmeden etkilendiğim bu okula, geldiğimde daha da hayran olmuştum. Mesela oryantasyon zamanı, hemen her öğrenci kulübü tanıtım ve kayıt amaçlı stand kurmuştu. O zaman kulüp çeşitliliğine ve kulüplerin aktifliğine şaşırmıştım. Çünkü içi boş, sadece ismi olan kulüpler değildi, her biri gayet düzenli, eğlenceli ve okuldaki sosyalleşmenin temeli kulüplerdi. Liseden üniversiteye geçmemizi sağlayan sınav bizim sosyal becerilerimizi ölçmüyordu, fakat üniversiteden sonra iş hayatına geçerken CV?nde yazabildiğin sosyal aktivitelerin, not ortalaması kadar girişkenliğin de ne denli önem taşıdığını yavaş yavaş anlamaya başladım. Üstelik bizzat hocalarımız tarafından sosyal aktiviteler konusunda teşvik ediliyoruz, her yıl ?ders dışı etkinlik ödülleri? adı altında onlarca öğrenciye kulüp çalışmalarından dolayı ödül veriliyor, bu da okulun sosyal faaliyetlere verdiği önemi göstermeye yeter bence. Ayrıca okulumuzda her ay mutlaka birkaç konser ve tiyatro da oluyor, üstelik okul öğrencilerine normalin dörtte biri fiyatına falan olduğu için her ay okulun gösteri merkezi dolup taşıyor tabi.

Sanırım şimdi tercih zamanıma dönsem, abartmıyorum, sadece IC (kocaman kütüphanemiz) için bile bu okulu seçebilirdim. IC benim okulda en çok sevdiğim, okulun bence en güzel yeri. Oraya gidip sadece saatlerce kitap karıştırmak, ya da raftan bir kitap alıp bir pufa yayılıp kışın sıcacık, yazın serin IC?de o kitabı okumak, hiç olmadı kitabı alıp çimlere gidip serin serin oturmak bence yarı-psikoterapi gibi bir şey. Aynı zamanda odada dikkatimin dağıldığı, yurttaki çalışma odalarında yeterince odaklanamadığımı hissettiğimde kitaplarımı defterlerimi toplayıp sakince ders çalışabildiğim yegane yer.

Çimlerde kitap okuduğum ve IC’de ders çalıştığım bir günden

Üniversiteye gelene kadar ailesiyle yaşamış, yatılı okumaya dair hiçbir fikri olmayan biri olarak gelmeden bazı çekincelerim yok değildi. Öncelikle ben bu yaşıma kadar odasında tek başına uyumaya alışmış, çamaşır yıkayıp ütü yapmamış, bulaşık yıkamamış biriydim. Burada aynı odayı 3 kişiyle paylaşmanın hiç de korkulacak bir yanı olmadığını öğrendim. Aksine, oda arkadaşlarımla yataklarımıza çıkıp uykusuz kalma pahasına yaptığımız gece sohbetlerini, herkesin adeta komün hayatı modunda yaşadığı, kapıyı çalıp ?3ü 1 arada?, ?fondöten?, ?tuvalet kağıdı?, ?0.7 uç?, ?yoğurt? gibi alakasız şeyler istediği ya da isteyebildiğim ortamı sanırım yurtta kalmasam bulmam mümkün değildi. Kendi çamaşırlarını yıkamanın bile insana nasıl bir ?kendi kendine yetebilme? hissi verdiğini burada öğrendim ben. Çalışma bursuyla idari bir birimde kısmı zamanlı çalışıp kendi paramı kazanmanın verdiği zevki ilk burada tattım. Burası 1 yılda bile bana o kadar çok şey kattı ki, dönüp baktığımda geçen eylül ayında üniversiteye gelen kızla aramda ne denli büyük fark olduğunu, ne büyük yol kat ettiğimi görüyorum. Büyüdüğümü, kendi ayaklarımın üstünde durduğumu hissediyorum. Üniversiteye kadar öğrenciye bir birey olarak saygı göstermeyen nice öğretmenle karşılaşmışken, yıllarca yurtdışında oldukça seçkin üniversitelerde profesörlük yapmış, inanılmaz başarılı projelere imza atmış hocaların burada tanımasa bile yolda bana selam vermesi, yemek sırasında halimi hatırımı sorması, rektörümüzün öğle yemeğinde gelip masamıza oturacak kadar dostça davranması beni halen şaşırtıyor mesela. 3 bin kişilik bir okulda herkesi mutlu etmek elbette imkansız, fakat başka hangi okulda, okuluna bu denli bağlı, 3 aylığına tatil için bile ayrılmak istemeyen bu kadar çok öğrenci vardır merak ediyorum. Hayatımda aldığım en doğru kararın Sabancı?yı seçmek olduğunu gördüğüm, mezun olan arkadaşlarımı gördükçe önümde daha 4 yıl olmasına rağmen şimdiden ?hiç geçmesin, bu güzel üniversite yıllarım hiç bitmesin? diye düşünebilecek kadar mutlu olduğum için çok şanslıyım.

Elbette okul hayatının güzel geçmesinde, arkadaş ortamının önemi yadsınamaz

 



Comments are closed.