Yok Böyle Bir Kız

Bayramdan önceki hafta SGM’ye gelen ‘Yok Böyle Bir Kız’ oyununa gittim, oyun başlamadan önce oyuncular ve yönetmenlerle tanışma, sohbet etme şansı buldum. Kariyerleri ve oyun hakkında kısa kısa sohbet ettiğim bütün ekip çok sıcakkanlı ve samimi bir şekilde sorularımı yanıtladı. Hepsine buradan bir kere daha samimiyetleri ve ayırdıkları zaman için çok teşekkür ediyorum! Umarım bu eğlenceli oyunun koltukları hiç boş kalmaz! 🙂

Pamela Spence
Türkiye de her ne kadar şarkıcı kimliğinizle tanınsanız da aslında konservatuvarın tiyatro bölümünden mezunsunuz, böyle tanınmak sizin seçiminiz miydi, hayat mı bu şekilde yönlendirdi?
Ben okuldayken de şarkı söylüyordum, grubum vardı. Gündüz derse gidip, akşam bir yerlerde çıkıyordum. Hayatımın bir parçasıydı müzik. Tam olarak bilinçli bir seçim diyemem çünkü ben oyunculuğu da çok seviyorum, o sırada içinde bulunmak istediğim projeler denk gelmedi diyelim. Bir şekilde birine daha fazla yoğunlaşman gerekiyor. Mesela şimdi tiyatroya yoğunlaştığım için, çok fazla oyun oynayacağımız için bu ara fazla konserimde olmayacak. Bazen birinden birine daha fazla yoğunlaşmak gerekiyor. Her ikisini aynı anda yürütmeye çalışmak zor oluyor.

Aslında ikinci sorumda bunla alakalıydı, 5 albümünüz var, geçen mayısta yeni singlenız aç çıktı, müzik kariyerinize de devam ediyorsunuz peki bundan sonrada ikisini bir arada mı yürüteceksiniz yoksa tiyatroya mı ağırlık vermeye başladınız?
Ben ara ara single çıkarmaya devam edeceğim, fazla albüm konseptine sıcak bakmıyor, canım istedikçe şarkı yapıp, klip çekmeyi planlıyorum. Ben bu seneyi zaten biraz tiyatroya ayırdım ve kendimi evrene açtım demek ki bu proje geldi, üstüne şimdi Okan Bayülgen’le kabare de yapacağız. Bir tane daha tiyatro oyunu teklifi geldi. İsteyince oluyor.
 

Oyun yeni sahneye konuldu, bu ikinci oynayışınız, bu rolü kabul etmenizde en büyük etken nedir?
Text eğlenceli, komedi, sit-com tadında bu çok etkili oldu. Açıkçası Suat ve Gamze ile pek samimiyetim yoktu ama Yunus’un da olması önemli bir faktördü. Eğleneceğimi de düşündüğüm için kabul ettim.

Oynadığınız karakter nasıl biri onunla ilgili en çok neyi sevdiniz?
Biraz naif, saf biri. Hayatı çözümlemeleri kimsenin aklına gelmeyecek şeyler. Duygu gelgitleri içinde olan, hafif erotizmle kafayı bozmuş bir kadın. Ünlü fakat ne için ünlü olduğu bilinmeyen bir kadın.

Gamze Topuz
Bilgi üniversitesi gazetecilik mezunusunuz, okurken hem müzik hem oyunculuğum bir arada gittiği bi kariyer mi planlıyordunuz yoksa okuduğunuz bölümle ilgili bir kariyer mi?
Üniversite sırasında da oyunculuk hep aklımdaydı, atölyelere gidiyordum. Ama hep bir okulu bitireyim ondan sonra yapayım dedim, daha doğrusu ailemin isteği buydu. Onlar bir mesleğin olsun ondan sonra oyunculuk yap dedikleri için böyle oldu. Müzik aklımda yoktu, banyoda vardı.  Evde banyoda söylüyordum.
Bu rolü kabul etmenizde ki en büyük etken nedir? Sizi ne cezbetti?
Karakterin hayal ürünü olması beni etkiledi. Çünkü her türlü çılgınlığı yapıyor, içinde sekiz farklı kadın barındırıyor. Oynaması çok keyifli çünkü çok yüksek bir temposu var. Her oyuncunun oynamaya can atacağı bir rol o yüzden kabul ettim.
Kariyerinizin devamında müzik mi oyunculuk mu ön planda olacak?


Müzik hiç bir zaman ön planda olmayacak, ben 2006dan beri oyunculuk yapıyorum. Kısa bir dönem bir denemem oldu, bir anlaşma yaptım Tony müzikle fakat albüm çıkarmadım, çıkarmak istemedim. Vazgeçtim, oyunculuk yapmaya devam ettim. Aslında müzik tam anlamıyla hiçbir zaman hayatımda olmadı. Çok ilerde belki Zuhal Olcay gibi şarkılar yapabilirsem, yapacağım.
Peki, tiyatro mu, dizi oyunculuğu mu size daha çok keyif veriyor?
Tiyatro! Çok daha keyifli çünkü. Dizideyken tam olmuyor bir şeyler. Yine oynamaktan keyif aldığım roller geliyor ama her sahneden değil. Çünkü 90 dakikayı doldurmak için ‘naber, nasılsın’ o kadar gelişigüzel yazılıyor ki sırf yazılmış olmak için onları oynamak keyif vermiyor. Ama burada başından itibaren birisin ve oyunun sonuna kadar öylesin.

Yunus Günçe
Djlik, sunuculuk, komedyenlik, oyunculuk hepsini yaptınız, en çok hangisi size keyif verdi?
O esnada ne yapıyorsam en çok o keyif veriyor. Seçim yapmak zorunda kalmaktan da korkuyorum. Umarım hiçbir zaman böyle bir seçim yapmak zorunda kalmam. Ben zaten hayatın radikal, keskin kararların belirliyor olmasına da çok karşıyım. Kariyerle kafayı bozmuş bir adam da değilim. Yaptığım bu işlerde hem beni eğlendiriyor hem de üstüne birileri bana para veriyor. Dolayısıyla allatan daha ne isteyebilirim? Bu yüzden sadece bir işi yapmaktansa yapabildiğimi düşündüğüm bütün işleri yapmaya devam etmek gibi bir fantezim var. Bunlar hayatımdaki çok renkliliği simgeliyor, bu da benim hoşuma giden bir şey.
  Sinema oyunculuğumu, dizi oyunculuğumu yoksa tiyatro mu kariyerinizi yönlendirmek istediğiniz alan?
Çok fazla sinema oyunculuğu yaptım diyemeyiz. En son ‘Ateşteki Kâğıtlar’ diye bir filmde oynadım, orda gerçekten sinema oyunculuğu yapmıştım lakin film 31 Mayıs akşamı vizyona girdi, gezi parkı olaylarıyla beraber. Şanssız bir film oldu. Ama olsun ülkemiz için iyi oldu en azından. O yüzden herhangi bir pişmanlık falan yok. Fakat zamansal olarak bir üst üste binme gerçekleşti. Orda aslında sinema oyuncusu oldum mu olmadım mı ona bakacaktım ama göremedim bir şey çünkü filmden tek kare izlemedim sinemada görebileyim diye ve hala izlemedim, çok merak ediyorum. Orda ben Yunus Günçe gibi değildim bu çok önemli bir şey oyunculukta. İkna gücü ne kadar yüksekse oyuncunun o kadar oyuncu olabiliyor. Yoksa oradaki herhangi biri oluyor. Burada da mesela bizi izleyenleri Yunus değilde Ozan olduğuma inandırmaya çalışıyorum. Baya da tatmin oluyorum. Çok oynaması eğlenceli bir karakter.
  Kafamda böcekler var da yaklaşık 1.5 saat boyunca metinsiz tek başınıza bir oyun sergiliyorsunuz, sizce metine bağlı kalarak mı oynamak daha zor yoksa metinsiz mi?
İkisinin de metodu çok farklı. Yok Böyle Bir Kız’da bir şeyin parçasıyım. Kendime düşen görevler, yapmam gereken şeyler var sahnede. Arkadaşlarımla senkron içinde olup onları tamamlamam lazım, zamanlamalar var. Beni aslında bu oyuna çeken şey bunu çok dürüstçe söylüyorum, textin esnekliği, Damla’nın esnekliği, Tiyatro Kedi ve Hakan Hoca’nın esnekliği beni çok cezbetti. En başından zaten böyle bir şey konuşmuştuk biz zaten. Texti çok kişiselleştirdik. Pam bir şey koydu, ben bir şey koydum. Çok farklı bir metotla, alışılmadık bir şekilde bir oyun çıkardık üç ay boyunca.
Pamela: Biz oyunu her seferinde hala farklı oynuyoruz aslında.
Yunus: Nerdeyse büyük bir kısmı hala doğaçlama olan bir oyun. Ama birbirimizi o süre zarfında çok iyi tanıdığımız için kötü duruma düşmüyoruz. Özel tiyatrolarda çok sık rastlayamayacağımız bir text kalitesi var bu oyunda. Mizahta akıllı bir şeyler olduğunu anlayacak insanlar izlerken. Espri var yani bu oyunda tek amacı güldürmek değil. Türkiye’de özel tiyatrolarda bu işi böyle yapmak kolay değil. Bu oyunda hem fiziksel komedi var hem durum komedisi var, belden aşağı espride yapılıyor ama hepsi belli bir düzeyde ve birbirini tamamlıyor. Oyüzden de ortaya böyle süper kombo bir şey çıktı, bir friends bölümü gibi.
  Bir sonraki sorum bu oyunda oynamaya neden karar verdiniz olacaktı ama ona da cevap verdiniz… 🙂
Yunus: Huyumdur bir soruda bütün sorulara cevap veririm. Evet :))

Suat Güzey
  Sunuculuk, radyoculuk, seslendirme ve oyunculuk, peki televizyonda olmayı mı daha çok seviyorsunuz sahnede tiyatroda olmayı mı?
Bu konuda çok net bir kıyaslama yapabileceğimi zannetmiyorum çünkü tiyatroyla çok yeni tanıştım. Televizyon benim ilk aşkım, yeri çok başka. İkisini kıyaslamak bana elma ve armuttu kıyaslamak gibi geliyor. Aynı gibi görünüyorlar ama ikisi çok başka şeyler. Tercih yapmak çok zor.
  Bu oyunda sizi cezbeden, bu rolü ben oynamalıyım dedirten şey neydi?
İki şey var ben dizilerde hep kötü adam oldum ve hep komedi oynamak istediğimi söylüyordum. İlk nedeni burada bir komedi olması ikincisi tiyatroya başlamak için çok doğru bir iş. Yunus’unda biraz önce söylediği gibi bize tanınmış çok fazla imkan var. Ekibin esnek ve çok iyi olması gibi.
   O zaman devam etmeyi düşünüyorsunuz tiyatroya yani?
Tabii ki. Becerebileceğimi düşündüğüm üstesinde gelebileceğimi düşündüğüm işlerde tabii ki.
  Oynadığınız karakter nasıl biri?
Volkan Ozan’ın abisi, Ozan’ın tam tersi. Ozan ne kadar duygunun peşindeyse, kendinin peşindeyse Volkan da o kadar hayata proje gibi bakıyor dolayısıyla insanlara proje gibi bakıyor. Aslında tamamen tasarlanmış bir hayatı yaşayan bir adam. Detay vermek gerekirse ‘röportaj bittikten sonra ne yapıyorsun?’( bu soru bana Suat Bey tarafından çapkın bir bakışla bana yöneldi), ‘sen de pek güzelmişsin’ (bu soruda yanımda fotoğraf çekmekte olan arkadaşım Elif’e yine aynı tarzla bir bakışla yöneldi) ?, Volkan böyle bir adam. Normalde Volkan’ı dışarda görsen antipati duyarsın ama burada aslında neden böyle olduğunu gördüğünde o kadarda antipati duymuyorsun.

Hakan Altıner (Sanat Yönetmeni)

  Önce İstanbul Erkek Lisesi ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk bölümünü , aynı zamanda İstanbul Belediye Konservatuarı’nıda bitirmişsiniz, oyuncu olmak hep hayaliniz miydi yoksa üniversiteden sonra mı ortaya çıktı?
Samimiyetle söyleyeyim o yıllarda YÖK icat edilmemişti. Dolayısıyla ilgi duyduğunuz bir okulun sınavını kazanmışsanız iki fakülte aynı anda okuyabiliyordunuz. Benim İstanbul Erkek Lisesi’nden beri merakım tiyatroydu açıkçası. Ama hukuk bölümüne de isteyerek girdim. Hukuğa girdiğimin birinci yılında Yekta Kara isminde bir arkadaşım vardı, konservatuarda benden daha önce girmiş, kendisiyle konservatuarın o zamanki binasının bir köşesinde karşılaştık. (Yekta Hanım bu sırada karşımızda oturuyor) Bana sordu ne yapıyorsun, ne ediyorsun, bir yaz görüşmemiştik. Bende dedim hukuk okuyorum, neden tiyatroya girmediğimi sordu. Nasıl girilebiliyor dedim, bak karşıda bina dedi. Tuttu elimden konservatuarı götürdü, kaydetti ve ben konservatuar sınavlarını da kazanınca ikisini beraber okumaya başladım. Bitirdikten sonra Yıldız Kenter Hocamızın bize sağladığı olanakla Kenter tiyatrosunda beraber oynuyorduk. Çok sevdim, orda kalmaya devam ettim. Fakat askerlik yaptıktan sonra Yıldız Hocayla tamamen benim ukalalığım yüzünden küsmüştük, görüşmemiştik. Ben büromu açtım, avukatlık yapmaya başladım. Sonra yedi buçuk sene avukatlık yaptım. Tiyatronun da çok iyi bir seyircisi oldum fakat Yıldız Hocamla birbirimize dargın olduğumuz için hiç konuşmadık fakat oyunlara gittim, herkesle beraber sonra 1985 yılında bir sıcak ağustos günü, hocam bana telefon etti. Sekreter bana Yıldız Hanım sizi arıyor dediğinde ben bizim arkadaşlarımızdan birisi espri yapıyor zannettim. Ama o kadar tipik bir ses tonu vardır ki telefonu ‘oğlum’ diye açtığı zaman anladım ki Yıldız Hanım. Merhaba falan demeden sen o defteri kapattın mı? Dedi bana. Bende dedim ki siz kapatmadıysanız, kapatmadım. Yarın sabah gel bak seni biriyle tanıştıracağım dedi, tanıştıracağı kişi Gencay Gürün’müş. O dönemde Yıldız Kenter dönemin belediye başkanının sanat danışmanıydı. Onun önerisiyle Gencay Gürün’ü şehir tiyatrosu genel sanat yönetmenliğine tayin etmişlerdi. Tanıştıktan kısa bir süre sonra Gencay Hanım bana tiyatro müdürlüğünü ve rejisörlüğünü teklif etti. Tam yaşım otuz beşti, yolun yarısı mı bilmiyorum. Yetmişi geçersem anlayacağım. Evliydim, sorumluluklarım vardı ama o zamanki eşim de eksik olmasın bunu çok destekledi. Bir gecede bütün birikmiş dava dosyalarımı arkadaşlarıma devrettim, ertesi sabah saat dokuzda barodan kaydımı dondurdum ve o günden beri sadece tiyatroculuk yapıyorum.

  Hem yönetmen hem oyuncu olarak sayısız tiyatroda görev aldınız, yönetmenlik mi oyunculuk mu?
Yüzde yüz yönetmenlik, oyunculuğu seviyorum ama mecbur olmazsam oynamayı sevmiyorum. Konservatuarın ilk yılında Yıldız Hoca herkese soruyor, hoş geldin adın ne, ne olmak istiyorsun diye. Herkes standart cevap veriyor, oyuncu olmak istiyorum diye, bir tek ben yönetmek olmak istiyorum dedim hatırlıyorum Yıldız Hanımda nihayet şuurlu bir ses çıktı demişti.
  Bu oyunda size evet bende bu işte olmalıyım dedirten şey neydi?
Bu oyun benim tiyatromun repertuarında yer alan bir oyun. Bu oyunun yönetmeni bilinçli olarak ben değilim. Bu oyun gençlerin elinden tutabilecek, onların üslubuna, damak tadına uyabilecek bir oyun olduğuna karar verdim ilk okuduğum zaman. Benim tiyatromda her işi ben yapmayı sevmiyorum zaten hatta mümkünse herkes kendi üslubuna göre iş yapsın istiyorum. Uyarlayan arkadaşımıza da daha önce bir oyun yönettirdim, daha iki kişilik amatör bir oyundu. Parlak fikirleri olduğunu gördüm. Baktım oyunu uyarlamış ben bir koltuk geride oturayım sen yap bu işi dedim. Alnının akıyla da yaptığına inanıyorum.

Damla Cercisoğlu (Yönetmen)
  İstanbul Üniversitesi sosyoloji- Bahçeşehir avrupa birliği yüksek lisansı, peki bunlardan sonra bir anda mı karar verdiniz müzikal ve drama eğitimi almaya yoksa hep istemiştiniz anca mı fırsat buldunuz?
Üniversiteyle aynı anda müzikal ve drama eğitimi almaya başladım. Sonrada ileri oyunculuk masterı yaptım avrupa birliği masterımla beraber. Oyuncu olmayada herhalde üç yaşında falan niyetliydim üstelik de çocukluk hayalim Broadway yıldızı olmaktı. Yaptım mı? Hayır, tabii ki! ? Ama ailesinde hiç oyuncu olmayan, bu alanda hiç çevresi olmayan biri olarak çok ciddi bir ilerleme kaydettim. Çünkü Türkiye’de çevrenizde böyle biri olmadığı zaman bu sektörde isim olmak, iş yapmak çok zor bir şey. Yani o kadarını yaptım mı? Evet! ? Bir anlık karar değil yani, hep hayalimdi.
  Biz sizi dizilerden tanıyoruz, peki yönetmenlik nerden çıktı? Hep istediğiniz bir şey miydi?
İtiraf edeyim oyunculuk hayatım boyunca en büyük tutkumdu. Hiç bir şeyim olmasın ama oyuncu olayım diyenlerden biriydim. Yönetmenlik, bir sene evvel ben Tiyatro Kediye oyuncu olarak girdim. Sonra Hocam Hakan Altıner’e üç ay boyunca asistanlık yaptım. Asistanlığım sırasında da ben çok yazan biriyim birçok oyun yazdım. Yok Böyle Bir Kız yazdığım yirminci iş falandı. Ve Hakan Hocam bir gün ya bu çok güzel olur dediğinde inanamadım. Yapacak mıyız dedim ama hala benim yöneteceğimi düşünmedim. Hocam dedi ki hem yapacağız, hem sen yöneteceksin. Ben bunu yapabilir miyim sizce? Dedim. Yaparsın, yaparsın sen dedi. Öyle yola çıktık. Geçen sene bu oyunu başka kadroyla yaptık, ben kendim beğenmedim. Bu sene başka bir kadroyla tekrar yaptım ama kadro şuan gördüğün gibi on numara. Bu kadronun çoğu benim arkadaşım. Gamze baya eski arkadaşım, Türk malı’nda da beraber oynamıştık zaten. Yunus benim on yıllık arkadaşım, Suat çocukluk arkadaşım. ? Bir tek Pam’i daha önceden tanımıyordum ama şarkıcılığına ve oyunculuğuna hayran olduğum biri o da. Hocama dedim ki ben bir karakter yazacağım ve bunu da Pamela’nın oynamasını çok istiyorum. Pam geldi elinde text olmadan sadece hikâyeyi dinledi ve ben oynarım dedi. Tabii ki çok mutlu oldum çünkü çok istemiştim oynamasını. Üç, üç buçuk ay prova yaptık çünkü zor bir oyun oynuyoruz. Sesi, ışığı, müziği, şarkısı birazdan sizde izleyeceksiniz, her şeyi olan bir oyun. Neden her şeyi var? Çok basit çünkü çok malzemesi olan bir kadroyla çalışıyoruz. Ve ben yaptım oldu tarzında bir yönetmen değilim her fikri dinledim. Bütün oyuncuları, bütün ekibi dinledim buldukları şahane fikirler vardı, geliştirdik oyuna koyduk. En son tabii Hakan Hoca’nın sihirli bir takım dokunuşları oldu. Ama ben çok beğendim, umarım sizde izleyince beğeneceksiniz.


  Kitap yazmak istiyormuşsunuz bir röportajınızda ‘dünyaya benden bir şey bırakmak istiyorum’ demişsiniz, bunu hala kitap yoluyla mı yapmak istiyorsunuz yoksa bir sinema filmi çekmek gibi bir hayalinizde var mı?
Sinema filmi çekmek çok isterim ama kamera bilgim yok. Ama allaha şükür yönetmen bir erkek arkadaşım var çok uzun yıllardır.:)  Şaka bir yana bir sezonluk bir şey yapmadım ben daha yıllarca Tiyatro Kedi’de her sezon benim yaptığım bir iş göreceksiniz ve giderek büyüyerek gidecek benim yaptığım oyunlar. Bu sezon dört kişilik daha butik ama daha kaliteli isimlerle yapılmış bir iş, her sezon ilgi çeken, değişik bir iş yapacağım ve muhtemelen ben kırkıma geldiğimde siz ‘vayy be Broadway müzikali yapmış’ diyeceksiniz, öyle bir niyetim var.

Canan Karabağlı

 



Comments are closed.