İstanbul vs. İzmir

İstanbul’da okuyan bir İzmirli olarak, tatillerde İzmir’e dönünce bana en çok yöneltilen soru haliyle “İzmir mi daha güzel, İstanbul mu?” sorusu oluyor. Öncelikle, İstanbul’un kesinlikle insana daha güzel ve daha çok gidilecek yer, daha çok aktivite, daha çok iş olanağı vs. gibi olanaklar sunduğunu düşünüyorum ve İstanbul’da yaşadığım için de çok mutluyum, ilerde Türkiye’de yaşıyor olursam da İstanbul’da yaşamayı düşünüyorum, bunu bi kenara koyalım. Gel gelelim, “yok yaa o kadar da sorun değil aslında trafik, kendini ayarlarsan sıkıntı çekmiyosun” desem de gerçekten trafik, trafik olmasa dahi yolda geçen zaman, bu olanaklardan faydalanmamızı zorlaştırıyor. Büyük şehirde trafik olması doğal , ama ulaşımı bu kadar berbat başka bir metropol var mıdır bilmiyorum. 4 vasıtayla bir yere ulaşmak “bak ne çok seçenek var” diye yediriliyor çünkü. Ben “ooh İstanbul’da yaşayacağım, gelsin film festivalleri, gitsin konserler” diye hayal ediyordum gelene kadar ama en basitinden Tuzla’da okuduğum için, !fIstanbul’a gitmek dahi gözümde büyüyor. İzmir de ulaşım anlamında başarılı bir şehir değildir ama daha küçük daha kolay bir şehir, bir şekilde yol yordam bulunuyor.

Ama işte, İzmir, gidilecek yer konusunda İstanbul’a nispeten daha kısıtlı bir şehir. Aktivitelerin çoğunu, alışveriş merkezlerinde takılmak oluşturuyor mesela. İstanbul’da da alışveriş merkezi akınları çok yaygın olsa da, “açık hava kültürü” de oldukça fazla. İzmir’de gençlerin takılacağı en ideal, en klasik yer Alsancak’tır, ki bütün İstanbul’da yaşayan İzmirlilerin dediği gibi, Kadıköy’e oldukça benzer. Bu yüzden, İzmirlilerin çoğu “Taksim mi Kadıköy mü” deyince, Kadıköy’ü seçiyor işte. Fakat Alsancak dışında tek tük, Göztepe gibi Bostancı gibi yerler gelir akla ki oralarda da mekan sayısı kısıtlıdır, İstanbul’da Kadıköy, Moda, Cadde, Taksim, Ortaköy, Nişantaşı, Bebek ve aklıma gelmeyen daha bir çok seçenek varken.

İstanbul’un her köşesi, ayrı bir manzara

Yalnız, özellikle Ekşisözlük’te ne yazık ki sıklıkla sözü edilen “İzmirlilerin “biz mükemmeliz, biz çok farklıyız” tribine” de değinmek istiyorum. 20 yıllk İzmirliyim, internette bu denli İzmir geyiği dönmeye başlayana kadar ya da İzmir dışındaki insanlar sürekli İzmir’den iyi/kötü bahsedene kadar, Yılmaz Özdil İzmirlilerin ne kadar olağanüstü olduğunu anlatıp durana kadar, böyle bir triple karşılaşmamıştım. Örneğin, şu sıkça bahsedilen “çekirdeğe çiğdem deme” geyiği… Bunun “Ay Allah bizi kahretsin, ne kadar da farklıyız” olayı olduğunu düşünmüyorum, kesinlikle böyle bir kaygı güdülmüyor, tamamen alışkanlık. Mesela ben çiğdeme çekirdek de dendiğini, daha doğrusu ikisinin aynı şey olduğunu liseye başladığım dönem öğrenmiştim. OzPack’in sadece İzmir’de olduğunu da Sabancı’ya gelince fark ettim mesela. Ya da neredeyse her gün kullandığım Eshot’un açılımını, daha doğrusu bir açılımı olduğunu bu yaz İstanbul’dan gelen bir arkadaşım sorunca düşünmüştüm. Pişi’nin İzmir’e özgü olduğunu Kavak Yelleri’nden, Boyoz’u da Antalya’da halamla gevrek almaya gittiğimiz adama “Boyoz var mı” dediğimde “İzmirli misin?” demesiyle öğrenmiştim. Daha 2 hafta önce de İzmirli olan oda arkadaşım Birce, Gönenli olan diğer oda arkadaşım Mina’ya, Domestos’u kast ederek “klorak’ı uzatır mısın” dediğinde, Mina’nın anlamamasının nedeninin, klorak’ın İzmir’e özgü olduğunu öğrenen Birce de çok şaşırmıştı. Çünkü bir kültürün ortasına doğunca, o senin zaten doğalın oluyor, yani hangisi iyi hangisi kötü düşünmüyorsun, hangisi sana özgü hangisi değil anlayamıyorsun, ta ki uzun süre başka şehirlerde bulunana kadar.

İzmir’in güzelliğini de es geçmemek lazım elbette

İzmir’de “çiğdem, gevrek, klorak, asfalya” gibi alternatif kelimeler ortaya çıkıp, herkes tarafından kullanılabilmiş, çünkü ortak bir kültür oluşturabilmeye müsait bir şehir. Levantenler, Yahudiler, Müslümanlar, Rumlar vs. yıllar boyu birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olunca, ortaya ortak bir kültür, ortak bir düşünce tarzı çıkabilmiş. İstanbul’da bunun kat be kat fazlası kültürden insan yaşadığı ve çok büyük bir şehir olduğu için, etkileşimleri minimum seviyede oluyor, bu da kaynaşmış bir topluluk değil ayrı ayrı kültürlerin ayrı ayrı devam etmesine neden oluyor. Bu yüzden, İstanbul daha kopuk bir şehir, neredeyse her mahallenin ayrı kültürü olabiliyor; Cihangir’den Fatih’e, Bağcılar’dan Bebek’e geçiyorsun, hop ülke değiştirmiş kadar oluyorsun. Elbette her şehirde böyle farklı yerleşim yerleri var, fakat İstanbul’da sınırlar inanılmaz keskin, ki beni en çok şaşırtan da bu olmuştu sanırım. Bir taraf buram buram bohem, bir taraf alabildiğine kitsch. Doğma büyüme İstanbullu olup, özellikle bu farklılıklara dikkat kesilmeyen biri için de bu dediklerim çok bir anlam ifade etmeyecektir, ama bana hala 2 otobüs durağı mesafesindeki yerlerin çok çok farklı sosyo-kültürel özelliklere sahip yerleşim yerleri olması ilginç geliyor metroda bile yan yana ayakta duran insanları inceleyince, apayrı kültürlerden apayrı hayatlardan gelen insanları bir arada görebiliyorsun, ki bana kalırsa bu kadar farklı insanın bir arada bulunması çok güzel ve ilgi çekici, bir çeşit küçük Türkiye işte. Bunu sağlayan da, İstanbul’daki nüfusun %90’ının yakın zamanda (50 yıl ve altı) başka şehirlerden, ve hatta bir kısmı başka ülkelerden göç ederek İstanbul’a gelmiş olması elbette. Bu yüzden “İstanbul Kültürü” yerine “kültürlerinden” söz edebiliriz; nasıl ki 200 yıldır neredeyse her etnik kökenden insanın biraraya gelerek yaşadığı bir ülke olan Amerika’nın da standart bir kültürü yoksa. (Hayır fastfood yiyip, televizyon başında ömür çürüten obez Amerikalı stereotype’ı bir kültürü tanımlamıyor).

Kısacası, İstanbul’un da İzmir’in de birbirinden üstün, birbirinden daha iyi yanları var, başta da dediğim gibi, ben İstanbul’u çok seviyorum ve burada yaşadığım için de çok mutluyum, ama İzmir kendimi daha ait, daha güvende hissettiğim bir şehir, ve memleketim olduğu için de hayatım boyunca böyle kalacak. Ve ben yıllar boyunca İstanbul’da da yaşasam, kendi İzmir kültürünü İstanbul’da yaşatanlardan biri olacağım, ne kadar sevsem de, İzmir yerine İstanbul’da yaşamayı tercih etsem de, İstanbul’u asla nesiller boyu bütün ailemin doğup büyüdüğü İzmir gibi göremeyeceğim. Bu yüzden, sene içinde İstanbul’da, tatillerde İzmir’de olmak benim için gerçekten ideal bir denge, evim, ailem, eski arkadaşlarım ve tabii Çeşme, Foça, Kuşadası vs. İzmir’de çünkü 🙂 Ve gerçekten, yaşanılan şehir insanın hayatında gerçekten çok şeyi değiştiriyor. Bulunduğu çevre, gittiği/gitme şansının olduğu yerler, yaşadığı yerde etkileşim içinde olduğu-dışarı çıktığında gördüğü insanlar hatta iklimi-bitki örtüsü bile insanın morali, enerjisi üzerine gerçekten büyük bir etkiye sahip. Bu yüzden, Türkiye’nin en güzel 2 şehri olarak gördüğüm bu şehirlerde yaşadığım için çok şanslı hissediyorum.

 



Comments are closed.