Kış güneşi

Kış mevsiminin son ayına geldiğimiz halde daha o sert kışı bu yıl tadamadık. Kar kendini bir kez gösterdi fakat etkisi fazla uzun sürmedi. Kimi pek sevinemedi bu duruma oysa ne de özlemişti o bembeyaz örtüyü. Kimi de daha bilimsel yaklaştı duruma İstanbul ciddi bir su sıkıntısıyla yüzleşmek zorunda kalmıştı. İstanbul kar beklerken kış ayında güneşli bir güne uyanmıştı yine. Bize de bu güneşli günü hakkını vererek değerlendirmek düştü.

İstanbul gibi betonlaşmanın ivmelendiği, araba egzoz dumanlarını soluduğumuz bir şehirde temiz havaya hasret kaldık. İstanbul’un yeşili o kadar griye döndü ki bu da yetmezmiş gibi bir de deniz doldurmalar başladı. Yeşilden sonra maviye de hasret kalacağız gibi duruyor. Ben yine de yılmadım ve temiz havayı soluyacağım bir yerler buldum. Sadece temiz hava solumadım, son zamanlarda yoğunluktan ara verdiğim kitaplarımı da çantama atarak günümü taçlandırdım. Nerde mi ? Haydi ufak bir gezintiye çıkalım.

İstanbul’un Anadolu Yakası bana hep daha bi sevimli gelir. Avrupa yakasının o karmaşıklığı, kalabalıklığı beni hep yorar. Belki de doğduğum günden itibaren Anadolu yakasında oturmamdan kaynaklanıyor olabilir. İnsanın çocukluğunun geçtiği muhit, mahalle maçlarında top koşturduğu sokaklar büyüdüğünde bilinçaltına güzel bir iz bırakıyor. Bu yüzden bugün size Anadolu yakasından kesitler sunacağım. Eğer yakınlardaysanız sokaklara çıkacağınızdan eminim.

Özellikle yazları benim için bir klasiktir sahilde yürüyüş. Adeta bir rutin haline gelmişti. Aynı şekilde bisiklete binmek de öyle. Süreyyaplajından başladığım yürüyüşler Bostancı’da tamamlanır, bisiklet rotam ise biraz daha uzun Caddebostan parkına uzanır. Şubat ayında da yazdan kalma bir gün bulunca dayanamadım çıktım yürüyüşe. Hatta o kadar özlemişim ki kendimi frenleyemedim. 25 km’yi devirdim tabana kuvvet. Hava aslında soğuktu, tabiri caizse ısırıyordu fakat güneş denize o kadar güzel vuruyordu ki bu görüntü bile içinizi ısıtmaya yeterdi.

Bostancı’yı Kadıköy istikametine doğru geçtiğimde daha bi hareketlendiğini görüyorum sahilin. Genç yaşlı demeden güneşi gören herkes atmış kendini dışarı. İyi de etmiş, renk gelmiş İstanbul’un kışına. Yürüyüş yapan genç derin nefes alma egzersizlerini tamamlarken, kahvesini yudumlayan yaşlı teyze imrenen gözlerle onu izliyor. Belki de eski günlerine gidiyordu. Bisiklet yolunda yürüyeni kibarca uyarıyo bisikletli, o da özür diliyor. Bi dahakine daha dikkatli davranıyor. Suadiye’nin klasik görüntüsü olan kaykaycı, patenci gençler yine her zamanki yerlerinde hayatı ayaklarının altında kaydırıyodu. Herkes mutluydu aslında. Mutluluğun tek sebebi kış ayındaki bu güneş de değildi elbet. Doya doya nefes alabilmek mesela. Mutluluk kaynağı.

Dedim ya tabana kuvvet 25 km’yi devirdim diye, hızımı alamadım Göztepe Parkı’na geldim. Kelime yetmez burdaki güzelliği anlatmaya. Çocuklar mutlu, çalışan anne-babalarının emanet ettikleri babaanne de mutlu. Torunun doyasıya oynamasını izlemek, onun gülen yüzünü görmekti mutluluk kaynağı. Yemyeşil, bakımlı, ufak akvaryumları olan, koca koca fiskiyeleri de var – kırık da değil üstelik :)- Buraya gelmişken dayanamadım. Bir ağacın altına denk gelen banka oturdum ve başladım uzun zamandır ara verdiğim kitabıma. Bir yandan nefesi içime çekiyorum, bir yandan satırları tek tek alt ediyorum. Ohh diyorum işte huzur bu.

Eğer sizde uzun zamandır bu huzura hasret kaldıysanız, bir günlüğüne ara verin yoğun temponuza. Hazır güneş de varken en güzelinden bir günü ayırın kendinize. Hayatınıza “sıradan” bir günden fazlasını katacaktır.



Comments are closed.