13. Geleneksel Gelibolu Gezimiz

Sahile iner inmez biri karşılayan & sahilden ayrılırken bizi uğurlayan manzaralar

Geçtiğimiz Pazar günü, yani 11 Mayısta, okulumuzun bu yıl on üçüncüsünü düzenlediği “Gelibolu Gezisi”ne katıldım. Gelibolu’yu sadece 6 yaşında bir kez gören ve ne yazık ki net anılara sahip olmayan biri olarak, bu gezi için oldukça hevesliydim. Ben geziye daha çok bu dönem Hist 191/192 alan öğrencilerin katılmasını beklerken; yabancı öğrencilerin, üst dönem öğrencilerin, öğrencilerin ailelerinin, hocalarımızın, kim bilir bu geziye kaçıncı kez katılan ve hiç yorulmadan her yeri bizimle gezen rektörümüzün, Açı Koleji öğrencilerinin de katıldığını görünce ayrıca sevindim. Sabah 7’de kalkan servislerle Bostancı’ya geçtikten sonra, 8.30’da Bostancı-Çanakkale arası 4 saatlik deniz yolculuğumuz başlamış oldu. Bugüne kadar yaptığım en uzun deniz yolculuğuydu, fakat  “nasıl geçecek acaba” diye düşünmeme, hatta sıkılmama vakit olmadı; çünkü bize eşlik eden tarih hocalarımız Cemil Koçak, Akşin Somel ve Halil Berktay’ın yol boyunca, gittiğimizde gezip göreceğimiz yerlere dair ders niteliğindeki anlatımlarıyla oldukça eğlenceli bir yolculuk geçirdik.

Feribotta Cemil Hocamızın anlatımından bir kare ve bize dağıtılan fotokopiler

Feribottan indikten sonra bize ayrılan 15 servise dağıldık. Bazı yerleri servisten inmeden, feribotta bize dağıtılan kulaklık ve telsiz alıcısı sayesinde, ayrıca yine dağıtılan fotokopideki haritadan da takip ederek Cemil Hoca’nın sesiyle dinlemiş olduk. Normalde tarih dersinde her ne kadar hocalarımız, gözümüzde canlandırmamızı amaçlayarak oldukça etkili betimleyici bir anlatımı takip etse de; sadece dinleyerek öğrenmeye çalıştığımızda soyut kalan bir çok şeyi, bizzat yaşandığı yeri görerek dinlemek kesinlikle hafızamızdan silinmeyecek bir şekilde yer etmelerini sağladı. İşin benim için daha ilginç kısmı, “savaş” deyince hep aklıma karanlık, kasvetli, korkunç yerler geldiği, sanki savaş ancak dağlık, çorak bölgelerde yapılırmış gibi; çoğu cephenin adeta nice turistik merkeze taş çıkarır güzellikteki yerlerde olduğunu görünce, istemsizce “savaşmak için ne kadar güzel manzaralı yerler!” yorumunu yaptım. Fakat düşününce, bu güzel topraklar için verilen bu savaş, daha da anlamlı geldi.

Eşsiz manzarasıyla Anzak Koyu

Anıt mezarlıkta, binlerce şehidimiz için yapılan sembolik mezarlıkların yanından geçerken, insanın hem tüyleri diken diken oluyor, hem gururlanıyor, hem elbette iç burkuluyordu. Bir mezar taşına onlarca isim yazıldığını, yüzlerce mezar taşı olduğunu ve bunların sadece ismi tespit edilebilen şehitler olduğunu göz önüne alınca; Çanakkale savaşının zayiatı tüm gerçekliğiyle gözlerimizin önünde duruyordu. Ayrıca, şehitlerimizin onuruna yapılan anıtlar, abideler ne kadar hoşuma gittiyse, yabancı askerlerin anısına yapılan anıtlar da o kadar gurur verdi. Bizim kadar, düşman askerlerine bile sahip çıkan, onlar için bu denli heybetli  anıtlar yaptıran başka kaç millet vardır gerçekten merak ediyorum. Bu anıtlar adeta Atatürk’ün “Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız.” konuşmasının canlı birer kanıtıydı. 

Bugüne kadar hep kitaplardan/televizyondan gördüğüm ünlü Çanakkale Şehitleri Anıtını canlı canlı görmüş oldum

Gün boyu bütün Gelibolu yarımadasının tamamını sırasıyla “Seddülbahir”, “Gaba Tepe”, “Arıburnu”, “Conk Bayırı”, “Anafartalar” olmak üzere gezdikten, gezdiğimiz her cephe hakkında anekdotları dinleyip çevreyi gezme fırsatı bulduktan sonra, akşam yemeğini yemek üzere yine feribota binip Gelibolu’dan ayrılacağımız sahile geldik. Sahilde tam gün batımına denk gelmesiyle daha da tadına doyulmaz bir manzaranın oluşmasıyla, sahildeki balık lokantalarında hep birlikte yemeğimizi yiyip, akşam 9 gibi İstanbul’a doğru yola çıktık. Gelirken ne kadar enerjik ve heyecanlıysak; dönerken de o kadar yorgun fakat mutluyduk.

Gelibolu gezisi ben ve arkadaşlarım için gerçekten çok eğlenceli ve öğrendiklerimizi de hesaba katınca çok verimli bir gezi oldu. Okul dışından da isteyenlerin katılabileceğini hatırlatarak, her yıl düzenlenmesiyle bir Sabancı Üniversitesi geleneği haline gelmiş bu geziye herkesin katılmasını kesinlikle tavsiye ediyorum.

İşte bu kocaman, renkli ekip, gün boyu beraber Gelibolu’yu fethettik

Sempatisine, içtenliğine, öğrenci dostu kişiliğine hayran kaldığım rektörümüz “selfie” isteğimizi geri çevirmedi!



Comments are closed.