Bir Senede Neler Oldu?

“Bir eğitim öğretim senesinin daha sonuna geldik…” diye başlayan sözlere “aferin bize, başımız göğe mi erdi” diye cevap veresim geliyor bugünlerde.Zira bu sene geriye dönüp baktığımda yüzümü buruşturduğum, kalbimin sıkıştığı zamanlara daha çok rast geldim ne yazık ki.Gündemde her zaman bir şeyler olacak elbette, bir şey olmasa bile medya bulup çıkartıyor.Hele bir de bizim ülkemiz gibi yurtiçi ayrı volkan, yurtdışı ayrı mayın tarlası olan bir ülke için…Ama yine de şimdiye dek de gündemi sıkı takip etmeye çalışmış biri olarak söyleyebilirim ki bu sene ayrı bir olaylı, ayrı bir kaos içinde geçti.Hele bir de üniversiteye, yani zamanında bu ülkenin de görmüş olduğu gibi siyasetin damarlarımızda en hızlı at koşturmaya başladığı döneme böyle bir olaylar zinciriyle başlamak…İnsan diğer üç sene için “Hayırlısı” deyip derin bir iç çekmekten daha olumlu bakamıyor ne yazık ki.
Epey uzattım, şöyle bir düşününce bu sene neler olmuş diye, madde madde bir sürü şey geldi aklıma.Ben de kendi kendime anlatacağıma yazıya dökmek istedim, kim bilir belki ileride yazacaklarıma bakıp bugünkülere dua edecek zamanlardan geçerim…Olabildiğince kronolojik gitmeye çalıştım, bir de kendi bildiğim son hallerini birkaç farklı yayın organından ( ne kadar güvenirseniz ) doğrulamaya çalıştım.Tamamen benim dimağımda yer bulmuş olanlar, unuttuğum ve pas geçtiğim şeyler olmuşsa affola.Keyifli bir okuma dileyemeyeceğim, keyif bulmak çok zor ne yazık ki.Ama Soma’daki olaylarda yaratmaya çalıştığımız ve yardım kampanyalarından çok daha fazla arkasında durduğum bir gerçek var ki unutmak ve unutturmamak bir şeyleri değiştirmek ya da en azından kendi doğrumuzu bulmak için gereken en önemli şey.Bu yüzden sizlerden de unutmamanızı ve unutturmamanızı rica ederek söze devam ediyorum.
1-Gezi Olayları
Geçen sene bu tarihlere yakın zamanlar, tam tarih ise 27 Mayıs iş makinelerinin Gezi Parkı’na girmesi…Gezi Parkı alanına Topçu Kışlası’nın yeniden inşasını planlayan kent projesi, parktaki ağaçların korunmasını isteyen gruplar tarafından protesto edildi.Gezi Parkı’nı “Gezi” haline getiren ise polisin buradaki direnişçilere gösterdiği orantısız güç ve hükümetin bu insanları hiçe sayan, birnevi meydan okuyucu sözleri oldu.Sene içinde katıldığım birkaç sosyal bilim seminerinde anketlerin de gösterdiği üzere, oraya katılanların %60’a yakını halkın polisnin halka uyguladığı şiddete tepki, %20’ye yakını ise bizzat hükümete karşı muhalif tutumlarını göstermek için oradaydı.Kısacası, olaylar haziranın ortalarına doğru iç savaşı aratmayacak bir kaos ortamına büründü.Binlerce yaralanmanın yanında polis müdahalelerinde Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan hayatını kaybetti.Adana’da da Mustafa Sarı ismindeki polis memuru da olaylara müdahale ederken can verdi.Sosyal medya toma fotoğraflarıyla kaynadı, direniş ruhu her yaş ve kesimden insanı olaylara sürükledi.Park yerinde kaldı ancak bu başkaldırı hem dünyanın büyük ilgisini ve çokça desteğini gördü hem de gençliğin aslında o kadar da ot gibi yetişmediğinin bir kanıtı oldu. Gezi sonrası süreç duran adam eylemleri, çeşitli tutuklanmalar ve tencere tavayla başlarken ilerleyen aylarda çok daha sarsıcı olaylara zemin hazırladı.

Sosyal medyada direnişin türlü türlü fotoğrafları yayınlandı, bu en “dost canlısı” olanlardan

2-Mısır’da Darbe
Mısır hareketli bir siyasi merkez olmaya yeni başlamamıştı aslında.O zamanlar Arap Baharı’nın son dalgası olarak görülen, Mısır’ın seçilerek başa gelen ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi 2012 yılında Mübarek rejimini devirerek başa gelmişti.Ancak Mısır’da sular durulmadı.Mursi’nin büyük bir kitle desteğine sahip olmasına rağmen hem partisine hem de ilerleyen sene içinde getirdiği yasal değişikliklere muhalefet eden büyük bir kesim daha boy gösteriyordu.Mursi taraftarı ve muhalifler arasında büyük kayıplara yol açan pek çok çatışma oldu.Bu kaos ortamına kendine tanınan zaman içerisinde çözüm bulamayan Mursi rejimi 3 Temmuz’da askeri darbeyle son buldu.Ancak Mısır’ın kaderi değişmedi, bu defa da demokratik bir yöntemle başa gelen Mursi’nin taraftarları ve darbeci güçler arasında çok daha büyük kayıplara yol açan çatışmalar oldu.Rabia işareti, Rabiatul Adevviye Meydanı’nda toplanan halka desteğin sembolü haline geldi.Sayısı binleri aşan insanın sokak çatışmalarında hayatını kaybettiği bu süreç, en son darbe yönetiminin 683 kişiye idam kararı vermesiyle bir kez daha tüm dünyadan büyük tepki çeken bir yolda ilerlemeye devam ediyor.

Rabia işaretinin doğduğu meydan, halk protesto ediyor

3-Suriye’de İç Savaş
Suriye, uzun zamandır Baas Partisi’nin tek parti rejimi altında Esad ailesi tarafından yönetilmekteyken özellikle son yıllardaki Beşar Esad döneminde, muhaliflerin bu otoriter rejimi kırma yanlısı ve yine Arap Baharı’nın uzantısı olan protestolarıyla çalkalanmıştı.Siyasi arena dış kuvvetlerin de Esad yanlıları ve muhalif yanlıları olarak ayrılmasıyla iyice alevlenirken Esad yönetimininm toplu katliama varan müdehaleleri nedeniyle gittikçe insani boyutuyla öne çıkan bir kaos ortamına dönüştü.Bu kaos, 21 Ağustos’ta en az 600 insanın, kadın-çocuk ayırmadan Esad güçleri tarafından sarin gazıyla kitlesel imhaya maruz bırakılmasıyla tavan yaptı.BM olaya müdahale etti ve önce kimyasal silah kullanımını araştırıp doğruladı ardından da bunu Esad rejiminin yapabilmiş olacağına dair potansiyel incelemeleri yaparak tüm dünyanın tepkisini Esad güçlerinin üstüne topladı.Son durumda tüm kimyasal silahları temizleme sözü veren Esad rejimi altındaki Suriye, hala çatışmalarla ve karışıklıklarla dolu.Bu birkaç yıl içinde ise en az 600.000’i Türkiye’ye olmak üzere milyonlarca insan canlarını kurtarmak için başka ülkelere sığınmacı olarak kaçmak zorunda kaldı.Binlerce insanın hayatını kaybetmiş olduğu felaketlerin tekrarlanmaması için dünya diplomasisinde Suriye halen en önde gelen tartışma konularından biri durumunda.

Suriye halkı her güne ölüm ve sevdiklerini kaybetme korkusuyla uyanıyor

4-Ergenekon Sonucu
Ben henüz ortaokuldaydım, Ergenekon nasıl dağların delindiği bir Türk destanı olmayı bırakıp televizyonlardan ve gazetelerden yıllarca inmeyen bir mahkeme destanı haline geldi hatırlıyorum.Aslında hatırladıklarım dahi buğulanmış; kim ne zaman tutuklandı, ne zaman mahkemeye çıktı, öldü mü kaldı mı, hatlar iyice karışmış bende ki açıp internetten tekrar okumak zorunda kaldım.Tee 2007 yılında el bombalarının bulunmasıyla başlayan, sonra içine çeşitli suikastleri, komploları ve bir darbe planını katarak genişleyen soruşturma 5 Ağustos 2013’te nihai kararların alınmasıyla sona erdi.Davanın sonunda “resmen terör örgütü” ilan edilmişti Ergenekon organizasyonu.Bu beş yıl içinde hayatını kaybeden sanıklar dahi oldu.5 Ağustos günü herkes çıkan kararları konuştu, en çok konuşulanlar ise kuşkusuz İlker Başbuğ, Hurşit Tolon ve Şener Eruygur hakkındaki müebbet hapis kararlarıydı.Balbay, Haberal, Sinan Aygün, Doğu Perinçek…Herkesi tek tek yazmak zor ama sanıklardan bir kısmı, Başbuğ dahil olmak üzere ilerleyen aylarda başka pek çok kararlar ve gerekçelerle tahliye edildi.5 Ağustos günü resmen ülkede bir devir kapandı, bu sürecin yorumları ve sanıkların tahliye kararları halen gündemde.Pek çok yerde rastladığım yorumlardan biri de zamanında darbelerle yıkılmış hükümetlerden sonra, şimdiki hükümetin artık ordunun gücünü yenebildiğinin bir göstergesi olduğu yönünde.Demokratikleşme adına sevindirici olan bu yorum, kimilerine göre de gittikçe otoriterleşen bir iktidarın güç gösterisi.

Yıllar süren davanın hemen her duruşması böyle yoğun merek altında takip edildi

5-Mandela’nın Ölümü
Nelson Mandela, benim hayatını sonradan öğrendiğim, hatta açıkçası kendi yüzünden çok Morgan Freeman ile görselleştirdiğim, kişiliği ve yaptığı işlerle gördüğü saygıyı sonuna kadar hak eden ilham verici bir lider… Irkçı rejim tarafından yıllarca hapis hayatı yaşatıldıktan sonra da önceden sahip olduğu ve uğrunda hayatını hiçe saydığı, eşit vatandaşlık dışında hiçbir yolu kabul etmeyerek özgürlükçü ve eşitlikçi düşüncelerinden asla vazgeçmeyen Mandela, siyasette fiilen çok kısa süre etkili olsa da düşünceleri ve çizdiği yolla bir devrin yoluna ışık tutmuş oldu.Yalnızca siyaseten değil, AIDS ve yoksulluğa karşı yaptığı başarılı çalışmalarla da çoğu zaman eleştirilere maruz kalan -bazılarına ben de katılmıyor değilim- Nobel Barış Ödülü’nün en çok onaylanan sahibi olsa gerek.Mandela’nın ölümü dünya çapında büyük üzüntüyle karşılandı, hayatı ise Mandela: Özgürlüğe Giden Uzun Yol filmiyle bir miras gibi sonraki nesillere aktarılacak.Dip not, Mandela’nın Atatürk Barış Ödülü’nü reddi bu ölüm haberiyle yeniden gündeme geldi ancak bunun gerçek ve son derece haklı nedenini araştırmadan iki lider hakkında da uydurulan palavralara ne olur inanmayın.

Özgürlüğe Gidel Yol, Mandela’nın Hikayesi, bu defa Morgan Freeman yok ne yazık ki

6-Cemaat-AKP Kavgası
Hepimiz elbette siyasi görüşümüzü kendi ideolojimizle, desteklediğimiz sivil kuruluşlarla veya tamamen kişisel doğrularımızın gösterdiği yönde seçmekte özgürüz.Kimseyi etiketlemenin anlamı yok.Ama şurası da bir gerçek ki aylar öncesine kadar sokakta çevirip sorduğunuz iki kişiden birinin “elbette var” diyeceği, su götürmez aşikar bir gerçekti, Gülen cemaati ve AKP’nin destek içinde bir birlikteliği olduğu.Halkın bir bölümü olarak ne olduğunu anlamadık, bir bölümü olarak ise spekülasyonlara başladık.Aslında işin özü, AKP’nin zamanında kadrolaştırdığı cemaat taraftarı kesimin iktidara kafa tutması olarak algılandı, sembolü ise MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın savcılığa çağrılması oldu.Kimilerine göre iktidarın bu kadar güç kazanmasından rahatısz olan ABD vardı işin arkasında; kimine göre cemaatin kendisi, yine bir başka kimilerine göre ise AKP rahatsız olmuştu bir diğerinin fazlaca güçlenmesinden.Bu kadar derinlere daldı mı işin içinden zor çıkılır.Ancak bunun günlük hayatımıza yansıması oldukça çarpıcı oldu.Tanıdığımız insanlar bir ay önce övgüler düzdüğü insanlara bu defa sövgüler düzer oldu, kimi kanallar göklere çıkardıklarını yerlere vurdu.İnsanların ağzından çıkan söz, kanalların geçtiği altyazı turnusol kağıdı gibi “kim kimin tarafında belli etsin” kavgasına dönüştü.Hükümetin dershanelerin kapatılmasıyla kontra atağa geçtiği cemaat, cevabını yolsuzluk iddiaları sonrası yerel seçimlerde kitle kaydırmakla vermeye hazırlandı.Zaman Gazetesi’nde CHP reklamı çıktığı an bendeki kopuş noktasıydı.Siyasetin nasıl bambaşka bir güçler dengesi olduğunu daha somut gördüğümüz, medyanın da objektifliğini iyice kaybetmesiyle aslında halkın bilinçaltında tam bir “babana bile güvenme” algısının oturduğu bu sancılı sürecin final golünü kim atacak merakla bekleniyor.

Karikatür dergileri de boş durmadı elbette

7-Yolsuzluk Davaları
17 Aralık günü hepimiz televizyon karşısına kilitlendik, aralarında bir sürü bakan ve bakan oğlunun, ünlü iş adamlarının ve müdülerin bulunduğu bir grup şüpheli ; yolsuzluk, rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık gibi suçlardan göz altına alındı.Sonrası ise tam bir kaos, pararlel devlet, ayakkabı kutuları…Kamuoyu tarafından, yargı kadrolarında güçlü safları bulunan cemaatin seçimlere az bir zaman kala AKP’ye misillemesi olarak görülen yolsuzluk davası, yargıya müdehalelerle iyice dallandı budaklandı.Yüzlerce yüksek yargı ve emniyet mensubunun görev yeri hükümet tarafından değiştirildi, hatta öyleki soruşturmayı yürüten savcı Celal Kara’nın yanına görev yükünü hafifletmek için iki kişi daha atandı.Zaten bu üç kişiden oylama ile karar çıkacak olmasına rağmen sonrasında Celal Kara’nın da yeri değiştirilerek dava olduğu yerde kalırken yargılayacak kesime hükümet tarafından dinamik, taze bir nefes getirildi.Süreç içerisinde herkes birbirini suçladı, herkes beylik laflar etti, bu yeni ve dinamik yargı kadrosuyla şüphelilerin çoğu beraat etti.Beklendiği üzere bakanlar Muammer Güler, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar görevinden istifa etti.Bayraktar’ın milletvekilliğinden de istifa ettiği süreç içerisinde iktidar bir miktar kan kaybetti, yargı tarafından aklanmış olmanın gururunu yaşayan iktidar ise kimilerince yargılanacağı kişileri kendisi seçtiği için meşru bir aklama yaşayamadı.Sürecin devamı HSYK değişikliğine uzandı, anayasaya aykırı bulunup “yargıyı hükümete bağlama” gerekçesiyle AB tarafından bile ağır eleştirilere maruz kalan yasa paketi iptal edildi ancak yolsuzluk dosyası bu süre zarfında çoktan karara bağlanıp kapatılmış oldu.

Haklarında soruşturma açılan eski bakanlar: Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Erdoğan Bayraktar, Egemen Bağış

8-Berkin Elvan
16 Haziran 2013 tarihinde Taksim Gezi Parkı’ndaki çatışma ortamında 14 yaşında bir erkek çocuğu kafasına gaz kapsülünün isabet etmesiyle hastaneye kaldırılmıştı.Bu çocuk, tam 269 gün sonra, 15 yaşında ve 16 kilo iken hayata gözlerini yumdu.Berkin Elvan, Türkiye’de Gezi ruhunu, Gezi olayları sırasında halka uygulanan şiddeti tekrar akıllara getirdi.Ölümü üzerine medya sallandı, halk tekrar sokaklara döküldü, sosyal medya ekmek almaya giderken hastaneye kaldırılan çocuğun ardından yakılan ağıtlar ve öfkeli sözlerle doldu.Cenaze töreninde İstanbul sokaklarına yüz binler döküldü, ülkenin dört bir yanında da eylemler sürdü.Berkin’in ailesi suç duyurusunda bulunurken olayın üzerinden kısa bir süre geçtiğinde başbakan Erdoğan seçim mitinglerinde Berkin Elvan’ı teröristlikle suçladı, olaylara karışan bir teröristin yaşına dikkat etmenin imkansız olacağını söyleyip Berkin’in anne ve babasının kullandığı ifadelere sitem etti.Başbakanın bir ölüm üzerine nefret politikası yaparak kalabalıklara yuh çektirmesi protestucaları çok daha üzdü ve öfkelendirdi.Üstünden çok zaman geçmedi ancak Berkin Elvan, çizilen karikatürleriyle ve bir somun ekmekle birlikte daima çocuk yaşta, ülkesinin polisi tarafından ölüme gönderilmiş biri olarak bu seneki direniş ruhunun sembolü olacak.

Berkin’in Cenazesinde Sokaklar Doldu Taştı

9-Yerel Seçimler
30 Mart 2014 seçimleri, yerel seçim olmasına rağmen son yılların en kritik ve en önemli seçimlerinden biriydi.Yıllardık İstanbul, Ankara gibi önemli kalelerin de içinde bulunduğu çoğu belediyenin AKP’nin elinde olması; cemmat, yolsuzluk ve Berkin Elvan olaylarından sonra büyük tepki toplayan ve güç kaybetmesi beklenen AKP için aslında bir sınav olacaktı.O açıdan bir genel seçim ciddiyetinde ve havasında geçen seçimler için bu defa muhalefet her zamankinden daha iddialıydı.Seçmenin kafası karışıktı çünkü bir bölümü artık nereyi destekleyeceğini bilmiyordu, bir bölümüyse bu sene çok sıkı yürütülen oy vermeye teşvik propogandalarından etkilenip oy vermeyi düşünmediği halde bir parti seçmeye zorlanmış hissediyordu.Oy ver, oy verme videoları ortalarda dolandı; liderler mitinglerde birbirlerini yerden yere vurdu, oylar çalınmasın diye binlerce genç gönüllü sandık görevlisi olmak için can attı.Sonuç olarak büyük gün geldiğinde ülkede nefesler tutuldu.Seçimin öncesi de kendisi de sonrası da olaylı geçti.Seçim sırasında haber ajansları birbirinden oldukça farklı haberler verdi, halk kime inanacağını şaşırdı, kimileri yüzde elli sandık açılmadan başkanlığını ilan etti, kimileri alayı ve hakareti devam ettirdi.O gece bindelik oy dilimlerinin kavgası halkı sabahlara kadar uyutmadı.İstanbul ve Ankara AKP’ye, İzmir CHP’ye giderken Ankara’daki küçük fark yüzünden Mansur Yavaş oyların tekrar sayılmasını istedi.Yalova ise fıkralara konu olacak bir şekilde bir oyla AKP’ye gitti.Ne Yalova’yı ne de Ankara’yı sonrasında takip edebildim ancak akıllarda en son yer eden Erdoğan’ın “millet iradesinin kanıtı” olarak halkı selamladığı balkon konuşması oldu.

Son durumda belediyelerin dağılımı

10-Soma Olayları
Dumanı üstünde tüten bir acımız, bu senenin belki de yıllar sonra hatılarda kömür karası hatırlanmasına neden olacak facia, Soma’daki maden kazası…13 Mayıs günü Türkiye yine televizyonda gördüğü haberle şok oldu.787 işçinin içinde olduğu Manisa Soma’daki madende, çıkan yangınla mahsur kalan madencilerden bir bölümü günlerce süren arama kurtarma sonucu kurtarılırken ne yazık ki 301 tanesi geride ailelerini bırakarak hayata veda etti.Üç günlük milli yasın ilan edildiği facianın ardından halkta yalnızca üzüntü değil öfke de baş gösteriyordu.Sebebine dair araştırmaların devam ettiği faciadan başta Soma Holding olmak üzere 2013 senesinde MHP ve CHP’nin Soma’daki maden işletmelerini araştırma önergesini reddeden AKP hükümeti de sorumlu tutuldu.Pek çok basın açıklaması ve suçlama oldu, üniversitelerde ve sokaklarda işçi hakları ve hükümetin ihmalkarlığı sloganlarını haykıran eylemler yapıldı.Kimine göre siyaseti karıştırmamak gereken acı bir faciayken kimine göre baştan sona siyasi bir davaydı, Soma.Türkiye’nin en büyük şirketlerinden tutun okulumuzun öğrenci kulüplerine kadar maddi ve manevi destek kampanyalarının başlatıldığı faciaya dünya çapında pek çok siyasetçi ve sanatçıdan da taziye mesajları geldi.İlerleyen günlerde daha pek çok gelişmenin olacağı kesin ancak işçilerin ailelerinden geride kalanlara, bilhassa çocukların geleceklerine maddi ve manevi destek verenlerin yanı sıra bu faciayı katliam sınıfına sokan sorumluların cezasının kesilmesi ve bir daha aynı acıların yaşanmamasına uğraşanların da kavgası devam edecek.

Hayatı karanlıkta geçip yine karanlıkta can veren madencilerin anısına…



Comments are closed.