Biz Yaşlanınca…

Hani popüler bir şehir efsaneleri dizisi vardır, pek çok günümüz hastalığının aslında ilaç şirketleri deneyleriyle bulunduğu ve satış yapmak üzere insanlara yayıldığı.Oradan da teknoloji gelişiyor, sağlık gelişiyor ama hastalığı da beraberinde getiriyor diye iç çekeriz hani.Çok derin mevzulara dalmaya niyetim yok ama şurası kesin ki “hastalığın ellerimizle yaratılması” olayına fark etmeksizin bir şekilde bulaşmış durumdayız.
Gelecekte insan ömrünü uzatacak ve hastalıkları tedavi edecek pek çok buluş olacak diyoruz, olsun tabi canım. Yoksa bizim neslin geleceği pek iç açıcı görünmüyor.Öyle şimdi bizim gördüğümüz seksenlik, doksanlık dinç dedelerimizin ninelerimizin gençliği bizimkiyle bir mi ? İnsanoğlu “süper, über yaratık” olsa da nihayetinde bir biyolojik organizma. Bana öyle geliyor ki biz gençlik nesli farkında olmadan bünyeye biraz aşırı yükleme yapıyoruz. Ve henüz bizim neslin yaşı kemale ermediği için ileride bunun sağlığa nasıl etkisi olacak, gelecekteki yaşlı kuşağı ne gibi sorunlardan muzdarip olacak şimdiden konuşmak güç oluyor. Ben birkaç tahmin yaptım, siz de sağlıklı yaşam furyası delilğine çok kapılmadan olabildiğince “insan doğasına daha uygun” yaşamak için arada kendinize telkinde bulunsanız bence iyi edersiniz.
Öncelikle cep telefonları, bilgisayarlar ve yavruları akıllı telefonlar…Eskiden beri söylenir efendim kaç saatten fazla oturmayalım bilgisayar başında, telefonu kapatıp uyuyalım ya da gidip koridora bırakalım vs vs…Bununla ilgili araştırmalar çok, hatta Sağlık Bakanlığı direk Elektromanyetik Alanların Sağlık Etkilerini Değerlendirme Alt Kurulu oluşturmuş, epey yaratıcı 😀 Neyse, bu araştırmaların sonucunda çok çarpıcı zararlar yok ama yine de bu dalgaların organları yorması nedeniyle alınması gereken önlemler var, google amcaya sorarsanız söylüyor nedenleriyle birlikte. Ama şu da bir gerçek ki bu “dalga furyasına” çokça maruz kalan nesil taş çatlasın en fazla 30 yaşlarına falan gelmiştir şimdi.O yüzden ileride ne gibi sorunlara yol açar bu birikme, bilinmez…
İkincisi beslenme tabi ki. Ben buna bir ara çok kafayı takmıştım da sonra insanı yoruyor gerçekten. Şurası bir gerçek ki hızlı, ucuz ve lezzetli yiyecekte kanserojen madde, trans yağ, katkı maddeleri ve kalori hayli yüksek oluyor. Bizim annelerimiz babalarımız çocukken bizim gibi her gün gofretleri cipsleri götürmedikleri için tabi şimdi bile yaşlılıkta çokça karşılaşılan aşırı şişmanlık, diyabet, kolesterol gibi problemler bizim nesilde ne olacak, yaşlandıkça riski artan kanser bu madde birikimiyle ileride nasıl bir patlama yaşayacak, bununla ilgili de epey karamsar makale var. Şimdi çikolata, cips…bunlar güzel şeyler tabi. Ama yine de çok sık tüketimden uzak durmak, mesafeli bir ilişki kurmak lazım.
Benim ileride kesin başıma dert olacak bir diğer olay da kulaklıkla yüksek seste müzik dinleme.Bazı insanlara çok özeniyorum, o kadar kısık seste dinliyorlar ki.Ben kulaklığın kalitesi ne olursa olsun şöyle bütün beyin hücelerimde hissetmeden müziği rahat edemiyorum.Hal böyle olunca şimdi bizi gülümseten “Ne dedin yavrum, kulaklarım ağır işitiyor?”  diyen dedelerimize biz 40-50 yaşlarında dönüşmeye başlarsak hiç şaşırmam.Buna da cidden acil çözüm istiyorum, suni kulak hücresi vs. her neyse bir an önce yapılsın, amin.
İşitsel devam edelim, annelerimiz babalarımız da şehir çocuğu genelde, bu ebeveynler bir nesil atlamış ama bizler ebeveyn olduğumuzda artık “büyük şehir” çocuğu olacağız.Hayat temposu arttıkça iş makinesi, trafik, en basitinden insan kalabalığı bile büyük bir gürültü unsuru.Bunun kulak hücresine zararı…tamam çok etkili değildir ama esas nokta aslında bunun mental sağlığa zararı bence.Bu sene Simmel efendimizin teorisinde de gördük, Blasé Attitude denen illet yüzünden artık “süper über insan beyni” fonksyionlarını yitirmeye başlıyor; dikkat bozukluğuna, çalışmaktan ölmemek için bazı şeyleri görmezden gelmeye programlanıyor.Şimdi hiçbirimiz de gidip Belgrad Ormanları’nda yaşayamayacağımıza göre en iyisi boş zamanlarımızda olsun olabildiğince sessiz sakin, kendimizi dinleyerek minik molalar almak.
Son olarak klasik bir mesajla kapatalım yazımızı.Efendim, spor şart.Şimdi ileirki nesil bu konuda çok homojen olmayacak aslında, çünkü okulumuzun da gösterdiği üzere bu spor furyası diğer pek çok farkındalıktan daha çok iş yapmış, gym’ler epey aktif, olmadı millet yürüyüşe çıkıyor, gidiyot top oynuyor vs (elbette zayıf veya kaslı görünmekle alakası yok, tamamen sağlıklı yaşam). Şimdi bu spor neden şart, eskiden gym mi varmış? Ama şurası bir gerçek ki eskiden böyle toplu taşımalar, arabalar o kadar yaygın değilken şehirdeki insan bile bol bol yürür, hareket edermiş.Kaldı ki kas gücüne dayanan gündelik işler de daha fazlaymış.Hal böyle olunca bizim nesil, hele de sporla hiç uğraşmayan nesil epey güçsüz kalacak gibi.Mazallah distopyaların gerçekleşeceği tutar da ortam Açlık Oyunları’na dönerse ilk kim avlanır söylememe gerek yok herhalde…
Hepimize sağlıklı bir ömür diliyorum.
Bengüsu

 



Comments are closed.