Doğanay Tatil Köyü

Küçük bir çocuğu yazın mutlu etmenin yolu çok basittir. Sadece bir havuz ve içinde beraber oynayabileceği birkaç arkadaş yeterlidir. Ben yazları hep çok mutlu bir çocuktum. Mutluluğa doğru giden hikayem ise şöyle başladı:

 

Günlerden bir gün Naz’ın babasının başına bir talih kuşu konar. Babası da onu satıp bir yazlık alır. Kuş çok talihli olmadığından mıdır nedir bilinmez, bu yazlık ne Bodrum’da, ne Çeşme’de, ne de Asos’tadır. Bu yazlık denizi yeşil, ayçiçeği bol olan Tekirdağ’dadır; Doğanay Tatil Köyü’nde. Ama dediğim gibi küçük bir çocuk için denizin rengi önemli değildir zaten. Benim için de değildi.

 

Bu siteye taşındığımızda en fazla yedi yaşındaydım. Başlarda yirmi kişiye yakın bir arkadaş grubumuz vardı. Fiks menu gibi, fiks de bir programımız vardı tabi. Sabah en geç on birde havuzda buluşulur, kart/tavla/okey oynanırdı. (İlerleyen yıllarda havuzda oynanan bu oyun sadece ihale olmuştur ve ister istemez herkes bu oyunda ustalaşmıştır.) Havuza girilir. Haftada bir ya da iki, anneye/babaanneye/anneanneye havuzda yemek için yalvarılırdı. İzin çıkarsa, Ömer Abi’nin suya süt, yirmi liralık hesaba kırk dediği esprilerinin arasında hamburgerler yenirdi. Ve sonra bir posta daha havuz. Beşte evlere dağılınılıyorsa; beş buçuk, en geç altıda günün sporuna geçilirdi. Kızlar, erkekler, herkes her şeyi oynardı. Oynamak da zorundaydı. Seçeneklerimiz arasında basketbol, voleybol, tenis, futbol hatta baseball bile vardı. Anneler/Anneanneler/Babaanneler kızmasın diye sekizde oyunlar biter, yemeğe gidilirdi. Saat dokuz gibi de yukarıdaki parkta buluşulunurdu. Saklambaç veya hırsız-polis oynanırdı genelde. Herkes iki oyuna da uygun olacağı üzere simsiyah giyinir, hazırlıklarını önceden yapardı. Çok uzun bir süre büyüdüğümüze inat hırsız-polis oynamaya devam ettik. Çok eğlenirdik oynarken çünkü. Ta ki kuzenim çalının birinden atlarken kayıp dişini kırana kadar. Hatta şimdilerde öğrendiğimiz üzere burun kemiği de kırılmış ve yamuk kaynamış.

 

Ve bazı akşamlarda da Nokia 3310’larımız elimizde havuz kenarındaki şezlonglara uzanıp snake oynardık tüm gece. Tipik bir yazlık oyunu olan “Doğruluk mu cesaret mi?”yi de unutmamak lazım. Bu oyun hayal edilenin aksine sakin geçerdi Doğanay’da. İnsan yedi yaşından itibaren beraber büyüyünce, birbirine yan gözle bakmıyor. Kardeştik biz, hala da kardeşiz. Geriye yirmi kişilik gruptan kala kala sekiz, dokuz kişi kaldık ama, hepsi de benim canımın içi! (Canlarımın içleriyle ilgili daha detaylı bilgi için yazının sonuna gidiniz.)

 

Yaşlarımız ilerledikçe gece oynanan saklambaçların, hırsız-polislerin yerini akşam içmeceleri aldı. Akıllarda kalan en çılgın sahnelerden biri: Oğuz’un sürekli olarak evin ön kapısından girip, arka kapısından çıkarak “YAR SAÇLARIN LÜLE LÜLE” diye şarkı söyleyişidir. Bir diğeri ise kuzenimin kendine has Serdar Ortaç yorumudur: “buralara yaz günü kar yağıyor canım ölene kadar KARI bekleyemem”. Benimse yolun ortasına yatıp ağladığım olmuştur. İçkinin gözü kör olsun!

 

Yıllar geçtikçe güçlenen dostluğumuz bugün hiçbir yazlıkta bulunamayacak kadar sadık, özel ve güvenilir. Öyle yaz aşkı hikayelerimiz yok belki ama böylesi de kimse de yok biliyorum.

 

Yazlıktan böyle uzun uzadıya söz etmemin sebebi artık yavaş yavaş dağılıyoruz. Doğanay’daki her üniversiteye geçen arkadaş grubunun kaçınılmaz sonuna yaklaşıyoruz. Belki son defa olarak bu bayramda yeşil denizimize girdik, artık malesef Ömer Abi’nin yapmadığı hamburgerlerden yedik. Alttan gelen yeni nesle bırakıyoruz artık Doğanay’ı. Büyüdükçe yolu unutulan, ama küçükken gitmeye gün sayılan Doğanay Tatil Sitesi’ne ve içinde yeşeren birçok dostluğa selamlar olsun!

 

 

 

 

NOT: Yazının devamı yer yer “inside joke” içerir.

 

MERT: Nam-ı değer kuzenim. “Hadi bir şeyler yapalım2” olarak da bilinir. Mızıkçıları dize getirebilme özelliği vardır. Oynamak istemeyeni, istetir. Keçi inadıyla da ünlüdür. Çok eğlenceli çocuktur. Kafası iyiyken pek çok güldürür. Kuzenim diye demiyorum yakışıklıdır he.

 

BERİL: “Hadi bir şeyler yapalım1” olarak da bilinir. Kızlar futbol oynayamaz diyenlere inat gayet de güzel oynar. Basket desen onu da oynar. Voleybolda da döktürür. Tenisle pek arası yoktur. Ama o kadar da olur. Hep neşeli, eğlencelidir. Zamanında kötü kalpli kişiler tarafından “beyin salatası” gibi lakaplar takılmıştır kendisine. Ama şimdilerde o kötü insanlar onu çok sevmektedir! Çok!

 

ERCAN: Yazlığın yakışıklılarındandır. Çaktırmaz ama görüp görebiliceğiniz en duygusal çocuklardandır. Tabu oynarkenki müthiş yeteneğiyle bilinir. “Ayrımsal damıtma”yı bildiği günü eminim kimse unutmamıştır, unutamaz! Çok güzel Duman bilir, söyler. Cinlerden korkar.

 

ÖYKÜ: Zamanında yazlıktaki kötü kalplilerden o da çekmiş, dışarı falan çıkamamıştır. Ama şimdilerde hep dışardadır. Yer yer girdiği kahkaha komalarıyla da bilinir. Düz yolda düşme yeteneği vardır. “Aşk sakızı mısın” adlı şarkıya ayık kafayla getirdiği “Aşçı kızı mısın” adlı yorumu unutulmazlarındandır. Kendisi bir Harry Potter hayranı, Will Smith aşığıdır.

 

İSMET: Yazlığın kıvırcıklarından. Saçlarının ıslanmama özelliği vardır. Aramızdaki tek Aytepeli’dir. Havuza atılacak biri varsa önce Oğuz’a, sonra da İsmet’e başvurulmalıdır. (Annelere ve babalara iç rahatlatacak bilgi: atmadan önce İsmet duş da aldırır kurbana.) Kendisi aynı zamanda bir Sabancı mezunudur. Bu yüzden de benden torpillidir. İlk senemde ENG101 dersini David’den alabilmemi sağlayan yüce insandır. Çayı çok sever. Fiziği de çok iyidir.

 

OĞUZ: “No me ames” adlı şarkıda Beril ile gerçekleştirdikleri performansı hafızalara kazınmıştır. Yazlığın demirbaşlarındandır. Sizden önce biz vardık diyebilicek insanlardandır. Teknolojik problem varsa çözer. Çok da iyi kalplidir. Evinin salıncağı, klozet kapağı kırılsa da sizi yine evine davet eder. Belki tekrar kırsanız bile kızmaz. (Belki.) Bombalama atlayış teknikleriyle de havuzda tanınır, bilinir.

 

İMGE: Gruba sonradan girmiştir. Voleybol maçlarını daha zevkli hale getiren insandır. Benim gibi attığı manşeti istediği yere gönderemeyenlerin olduğu bu gruba ilaç gibi gelmiştir. Kocaman gülüşüyle gülmeyeni de güldürür.

 

GÖKSU: Yazlığın sessiz kızıdır. Oyunlara katılmamak gibi bir huyu vardır. Mert bile işlememiştir kendisine. Yazlığın kıvırcıklarından biri de odur. Ama onun saçı ıslanır. En sevilen, tatlı mızıkçıdır.

 

HAYAT: Kendisi artık genelde Munich’tedir. Bu durum bizi üzmüştür. Sarışındır. “Zevklerin ve renklerin tartışılamayacağına inanır.” Esprili kızdır. Çok güler, güldürür.



Comments are closed.