Dadaizmden Siyasi Caps’lere

Bu sene bir sanat dersinde kıyısından köşesinden biraz öğrendiğim, yıllarca duyup da ne ola ki bu diyerek google’lamadığım bir akımdı ‘dadaizm’ . Temel olarak özellikle 1910 küsürlü yıllarda, Avrupa ülkelerine hızla yayılan, oradan Amerika’ya da geçen, tam anlamıyla sanat değil sanata eleştiri akımı diyebiliriz dada’ya. İsmi de aslında göründüğü kadar ilginç değil, göründüğü kadar komik aslında çünkü bu nam-ı diğer dadaistler, sanatın yozlaşmış, galerilerde parayla satılan ve normlarla belirlenen, altına ünlü bir ismin imza atmasıyla sanat değeri kazanan ve biricikliğiyle tam bir gösteriş öznesi haline gelen halini eleştirmek için sanatı bayağı ve uç bir saçmalıkla ele almaya, isimlerini de bu ecnebi bebeklerde ‘bababa’ ya denk gelen ilk kelimevari ses olan ‘dada’dan almak istemişler. İşte olayımız buymuş.

Aslına bakarsanız epey de ilginç şeyler yapmışlar, şimdi yazı sapmasın ama bir tanesini paylaşmadan edemeyeceğim. Bu Dadaistlerin altın çocuğu Marcel Duchamp, bu akım öncesinde de ün kazanmış bir sanatçı, gitmiş bir tane pisuvar almış bir pazar yerinden. Sonra onu ters çevirip ‘fountain’ demiş ismine, göndermiş bir galeriye. Tabi galeri hemen reddetmiş. Ama bu ikilemde kalınarak yapılmış, galeriye kira parası verdiği için sergilemeliyiz demiş bazıları. Ama bizim Duchamp amacına ulaşmış tabi, her ne kadar bugün girişi gayet tuzlu bir galeride sergilenen bu eser Duchamp’ın filozofisinden upuzak bir yerde kendisinin kemiklerini sızlatsa da o dönem biriciklik, sanattaki güzellik ve pragmatizm algısının ayarlarıyla oynamaya epey bir ivme kazandırmış.

İşte Fountain ! Brilliant 😛

Dağıldık gittik, neyse efendim. Benim yazım ‘dadaizmden capslere’. Öyleki bu da şuradan çıktı, bu Duchamp’ın bir eseri de LHOQQ, arkadaş gitmiş bir Monalisa kartpostalı almış, ona bıyık falan çizmiş. Prematüre caps yani, bugünkülerin atası. Buradaki amacı da işte Monalisa’yı güzel kılan onun allı pullu çerçevede bir müzede sergilenmesi mi, biricik olması mı, eğer değilse benim bu yaptığım da sanat değil mi ey ahali demeye getirmiş. Ama burada dadaism felsefesi bana bir şey fark ettirdi ki aslında adını sanını pek bilemediğimiz bu akım hepimizin içinde. Sanata ve sanat dışında her şeye, politikaya, ünlülere… Son yıllarda her türlü mecrada paylaşılan, fenomenleri çıkan caps’lerden hepimiz haberdarız. İngilizce’de ‘meme’ diyorlar –komik evet, haha- ve Türkiye’den daha bir almış yürümüş kaynak sözkonusu tabi dünya çapında. Derste bu LHOOQ’yu görünce kendi kendime dedim ki biz de şimdi aynısını yapıyoruz. Ama acaba içimizdeki tepkinin farkında mıyız?

Neden caps yapıyoruz ki diye düşündüm. Çok felsefik oldu şimdi ama aslında şunu fark ettim ki caps’lerin çoğu, en azından yayılanlar, içinde mesaj içerikli bir dalga geçme gizli. Aynı LHOQQ’da olduğu gibi. Mesela siyasi caps’ler, siyasetçileri eleştirmek, açıklarını yakalamak ve onlarla dalga geçmek amacında içten içe onlara bir eleştiri, içten içe bir muhalefet aslında. O yüzden en çok caps konusu olanlar siyasetçiler oluyor, o yüzden AKP’li Kılıçdaroğlu’nun, CHP’li de Erdoğan’ın caps’lerini yapıyor. (artık destekleyecek parti bulamayanlar herkesinkini yapıyor) Ya da son dönemin fenomeni Nur Yerlitaş, sözde epey hayranı var ama şurası bir gerçek ki çoğu hareketi, çoğu söylemi bize oldukça –hakaret olarak algılanmasın ama- gösterişli ve abartılı gelirken reyting rekorları ve dolayısıyla epey de para kırıyor olması bizi rahatsız eden belki de. Bu kadar göz önünde olunca bir kulp takma dürtüsü, bir aşağıya çekme çabası… Kalıbı güzel olsa da hiçbir ‘bayılıyorum bu kadına ya harika hahah’ nın samimi olmadığını biliyoruz.

Caps’lerin atası. Yine Duchamp abimiz.

Epey düşündüm, caps gezdim, doğrudan bununla açıklanamayacak örnekler bulmadım değil ama bir şekilde hep bu kapıya çıktım nasılsa. Gülmek ve güldürmek için hazırlanan şeylerin arkasına cümleler yazmaya çalıştım. İlber Ortaylı’yı çok takdir ettiğimiz bir gerçek ama bu bilmeyenin bilene çamur atması dürtüsünden gelen ‘biraz da abartmışsın İlber Hoca ne vardı bu kadar bilgin olacak’ dürtüsü var sanki bu caps’lerin arkasında bile. Öyle ya, dalga geçmek için başka ne sebep var ki sonuçta?

Biraz kendi içimde kuşkuya düştüğüm de oldu aslında. 100 kişiye sorsam bence 99’u ‘caps gülmek, güldürmek, eğlenmek için öyle işte esprisine canım şakasına yani’ gibi bir sonuçla gelir. (Aslında 13 kişiye sordum). Öte yandan çoğu mizahi dürtünün arkasında ben mi çok masumiyet dışı amaçlar peşindeyim diye düşündüm. Ünlü olmayan kişilerin hatta arkadaşlarımızın fotoğraflarını kullanarak hazırladığımız caps’leri düşündüm ve kendi yaptıklarımı da tabi, arkalarında iyi niyet olduğunu düşündüm. Bir şekilde, ‘gülmek ve güldürmek’ için o an belki yüzüne karşı söyleyeceğim eleştirileri böyle komik bir yafta altına koyduğumu fark ettim. Dili mi sürçtü, saçma bi şekilde mi durdu, pot mu kırdı? Aslında kırmamak gücendirmemek için törpülediğimiz ‘içten içe dalga geçen’ yanımızı fark etmeden caps’lerde döküveriyoruz ortaya. Bugün bir kaşık suda boğasımız gelen siyasetçiye, fazla havalı bulduğumuz sanatçıya nezaketimizi bozmadan ve fazla da risk almadan muhalefet ediyor, eleştirimizi koyuyor; o an hunharca dalga geçmek istediğiniz arkadaşımızla kırmadan gücendirmeden dalgamızı geçiyoruz.

Favorimi paylaşmak istedim 🙂

Zamanında dada akımında dalga geçmenin bir silah olduğunu fark etmekten, söylemekten çekinmemişler. Muhtemelen eleştirinin örgütlü bir grup ve yol ile yapılmasından kaynaklanıyordu. Bugün dalga geçmenin hangi dürtüyle içimizden geldiğini çoğu zaman fark etmiyoruz. İmkanım olsa bir araştırma yapardım, caps paylaşma, yapma ve takip etme işlerinden epey zevk alan insanların toleransının daha az olduğunu, daha eleştirel olduğunu ve aslında bu her şeye söyleyecek bir şeyi olan insanlardan olup olmadığını kontrol ederdim. Ama sonuç olarak böyle de olsa eleştirinin içimizden çıkması iyi bir şey, fikrimiz olsun, ifade etmeye yol bulunur.
Acaba bu yazıyı sırf dadaizmin ne olduğunu öğrendim, vay be ne değişik şeymiş, bunun hakkında ne uydurabilirim diyerek mi yazdım diye düşünüyorum… Hayır ya, LHOOQ’yu gördüğüm an “bu capslerin atasıdır” dedim, evet evet dedim bence.

Bengüsu



Comments are closed.