Soyut Portmanto

Bundan yıllar önce “bak şöyle şöyle olacak” dense gülüp geçeceğimiz şeylerin hayatımızı bir bir istila edişini ve bunlara farkında olmadan nasıl da alıştığımızı artık çok da sorgulamıyordum ki başıma gelen acı bir olay yüzünden bir tanesini mercek altına almaya karar verdim: İnternet Veri Depolaması yani ecnebicede Online Data Storage / Cloud Storage. İnternetle az çok ilgili hemen herkes bir online depolama sitesine veri yüklemiş veya bir tanesinden veri almıştır sanırım şimdiye kadar. Zamanında devrin havalı teknolojilerinden biri olan harici harddiskim bozulunca (acım büyük, bunu hiç konuşmayalım) internet depolamasına biraz daha sıcak bakmaya karar verdim ve bir başladım araştırmaya ki benim yatıp kalkıp dua ettiğim harici bellekler, flashdiskler çoktan “geleneksel veri depolama yöntemleri” arasına girmiş. Harika! Demek ki nesil farkı böyle oluşuyor, annelerimize çok da kızmamak lazım.


Neyse efendim somutlaştırırsak nelerden bahsediyoruz : Google Drive, Dropbox, Skydrive, Icloud ve daha niceleri. Ben bir elin parmağı kadar sayamazken internette çoktan “en iyi 10 veri deoplama sitesi” diye bloglar oluşmaya başlamış bile. Ben çok aktif kullanmamaya çalışıyordum, özellikle güvenmediğim için bu sitelere. Birileri ile veri paylaşacaksam oraya yüklüyordum sadece, kişisel kullanımım için hiçbir şey yüklemedim. Günahlarını almayayım araştırdığım kesinlikle söylenemez ama böyle paltonuzu çıkartıp da portmantoya asmak yerine havaya bırakıvermek, görmediğiniz soyut bir portmantoya asmak gibi sanki. Oradan kaybolur mu, orada durur mu, durursa ne kadar durur belli değil. Tabi eminim bunun süresine dair bilgilendirme websitelerinde vardır ama ne bileyim, “geleneksele olan bağlılık” yani kısacası eskikafalılık benimki. Kaldı ki faydaları saymakla bitmiyor. Bir kere yanınızda taşımak veya unutmak gibi bir olasılığınız yok, internetiniz varsa her an her yerden tek tıkla verilerinize ulaşabilirsiniz. İstediğiniz kalite ve büyüklükte, ücretli ve ücretsiz seçenekler söz konusu. Ayrıca benim başıma geldiği gibi bozulma, düşme kırılma, arızalanma derdi de yok. Sizin verinize sizden daha iyi sahip çıkıyor.


Öte yandan, yine benim eskikafalılığım mı bilinmez tabi ama bu distopik filmler aklıma geliyor ister istemez. Hani bu insanlar tarafından uzaya gönderilen uyduların, keşif araçlarının kısacası metal yığınının uzaktan bir görüntüsü verilir. Galaksimiz resmen çöplüğe dönmüştür, hurdalar yavaşça etrafta salınır. Öyle bir şey hayal ediyorum ben de. Sanal dünyada acaip bir atık yığını, kim nereye ne depolamış unutmuş gitmiş, seneler önce dayınızla mangalda çekildiğiniz resim birkaç anlamsız harf dizisi olarak sıkışmış tekrar görüntülenmek üzere bekliyor. Bir yerden sonra bu çöplüğe dayanamayıp internet şebekeleri de patlar mı merak ediyorum. İnternet bize, en azından bana sonsuz görünüyor, uzaydan daha sonsuz, varlığı ve yokluğu bir, ne koyarsan içine o kadar genişleyecek, daima daha fazlasını alabilecek. Ama bunun bir başka yüzü olduğunu da itiraf etmek gerek, öyle ki günü gelir de bu büyük şirketler depolama ve bu depoladıkları verileri koruma vs. gibi tam bilemeyeceğim teknik detayları artık karşılayamayacak kısaca para yetiremeyecek hale gelince banka iflası gibi bütün verileri sonsuzluğa gönderip iflas bayrağını çeker mi orası tartışılır. Harddiskimi kaybetsem de (cidden konuşmayalım) ben galiba manuel yöntemden vazgeçemeyeceğim, bundan on yıl sonraki nesil de beni demode olmakla suçlayacak. Belki her ikisinde de saklarım, öyle ya, ne olur ne olmaz. Ama şurası kesin ki biz hızına yetişemeden daha çok yenilik elimizden tutarak alıp götürecek bizi, hem de her an.

 

Bengüsu



Comments are closed.