Sabancı’da Minik Güzellikler : Kıyıda Köşede Kalmasın :)

Bu sene büyük bir hevesle katıldığım oryantasyon günü, çok sevdiğim insanlar topluluğu münazara kulübüm ile gecenin bir yarısı oryantasyon afişimize şu cümleyi yazarken bir kez daha fark ettim ne kadar doğru olduğunu : “KOCAMAN BİR AİLEYİZ” İnsan hangi yola girerse girsin ortalarına doğru ne başı ne de sonu ilk göründüğü halinde oluyor yolun, bazen daha büyük bir heves bazen de hayal kırıklığı sarıyor insanı. Ama iyisiyle kötüsüyle bu okulda da kazandığım kişiler ve yaptığım şeyler, beni tıpkı ailemin büyütüp yetiştirdiği gibi şekillendirmiş.
Bu yazıyı yazmaktaki amacım bir seneden fazla zamanını geçirmiş ancak biraz sonra bahsedeceğim şeylerin hiçbirini yapmamış hatta duymamış insanlarla tanışınca çok şaşırmam ve hatta üzülmem. Tanıtım broşürlerinde, mezun tavsiyelerinde her zaman bulamayacağınız ; yükte hafif ancak pahada ağır, bana göre kaçırılmaması gereken minik güzelliklerini saymak istedim bu okulun. Eğer henüz kulağınıza çalınmamış olanı varsa mutlaka bir şans verin derim.
Özgür Proje : SSBF’ye bağlı Özgür Proje, öğrencilere arkadaşları ile oluşturdukları küçük gruplar şeklinde merak ettikleri bir sorunun peşinde koşmaları için danışmanlık, maddi ve manevi destek veren harika bir program. “Merak ettiğiniz bir soru” derken kelimenin tam olarak anlamını kast ediyorum. Yeter ki siz cevabını bulmaya istekli olun. Ben ve arkadaşlarım Finlandiya’daki öğretmen yetiştirme sistemini inceledik örneğin, orayı bu kadar mükemmel yapan noktaları Türkiye’ye kazandırıp kazandıramayacağımıza baktık. Bir arkadaşım mülteci sorunuyla ilgilendi, bir diğeri İstanbul’daki çocukların şehri ne kadar tanıdığıyla, bir başkası savaşın ardından halkların taşıdığı izlerle ve sayamayacağım daha pek çok tanesi hem kendilerini şaşırtan hem de çok çarpıcı sonuçlar elde ettikleri soruları ile hem bir proje yönetmenin adımlarını öğrendiler hem de arkadaşlarıyla farklı ülkeleri ve şehirleri gezerek yeni kültürler öğrendiler. Ve evet, tüm bunlarda okul onları destekledi, onlara yön verdi ve onlara ihtiyaç duydukları maddi yardımı da sağladı. Böyle bir imkan varken ne duruyorsunuz? Facebook sayfasından ve resmi web sitesinden daha ayrıntılı bilgi bulabileceğiniz Özgür Proje için başvurular açılmadan üzerine gitmek istediğiniz bir soru düşünün. Bir daha asla yakalayamayacağınız bir fırsat bulmuş olacaksınız 🙂

Untitled

IC’den Kitap İstetmek: Kitapçıda harika bir roman gördüğünüzde satın almadan da kısa sürede o kitaba kavuşabileceğinizi biliyor muydunuz? Okulun en sevdiğim, saatlerce yayılıp dergi, gazete karıştırarak mutlu bir kedisi olduğum güzel kütüphanemiz sadece çok zengin kaynaklara sahip olmakla kalmıyor, dilediğiniz kitabı bir şekilde sorup soruşturup ücretsiz bir şekilde size getirmeyi de başarıyor. IC’nin internet sitesindeki istek formunu doldurarak 10 gün gibi kısa bir sürede kitabınıza kavuşabiliyorsunuz. Diğer üniversitelerin kütüphanelerinden size bu kitapları ödünç alarak ücretsiz servis yapan sistem elbette herhangi bir kütüphanede bulamazsa kitabı satın alıp getirtme seçeneği sunmak durumunda kalıyor ancak onlarca kitap getirten ben bile şimdiye dek böyle bir durumla hiç karşılaşmadım.
Müzikus konserleri: Okulumuzun güzide kulüplerinden biri olan Müzikus sene içinde pek çok etkinlik düzenler ancak bir serisi vardır ki birini kaçıracak olsam aklım kalır, çok üzülürüm. Öğrenci gruplarının pek çok farklı sanatçılardan ve türlerden derledikleri şarkılarla, temalarla; hangar ismi verilen hemen Gürsel’in yanıbaşındaki minik stüdyoda yaptıkları konserlerin tadına doyum olmaz. Kendine has salaş bir ambiyansı oluşmuş, arkadaşlarınızla yerlere oturarak hem kaliteli müzik dinleyebileceğiniz hem sohbet edebileceğiniz, son derece samimi ve kulakların pasını silen bir aktivitedir. İlki olsa da gitsek diyelim, gitmeyenlere de tavsiye edelim.
SGM tiyatrolarına gitmek: SGM her ay 7-8 gösteri ile hem de herkesin bildiği üzere 7 TL gibi İstanbul standartlarında komik bir fiyatla çok önemli isimleri okulumuza getiriyor, bunu bilmeyen zaten yok. Ama SGM’ye şimdiye dek ünlü bir şarkıcı veya grup geldiğinde gitmiş, bunun dışındaki aktivitelere hiç dikkat etmemiş bir insan bence çok şey kaçırır. Tiyatro ve diğer sahne sanatlarını belki sevmeyebilirsiniz ama SGM’ye Biletix üzerinde 45-60 TL’den başlayan fiyatlarla alıcı bulan, çok ünlü oyuncuların sahnelediği çok ünlü oyunların beğeninize sunulduğu, gerçekten çok kaliteli tiyatro toplulukları da geliyor. Bu da aslında bu sanatlara bir şans tanımanız için kaçırılmaz fırsat. Yoğun temponuzdan dolayı veya belki de önyargınızdan dolayı SGM’den uzak kalmayın sakın. Kendinize telkin ederek sanata zaman ayırın, sıradan bir günü hiç ummadığınız kadar eğlenceli veya unutulmaz bir deneyimle bitirmenizi sağlayabilir.

Sene içindeki Katil Joe adlı tiyatro oyunu. Genç ve yetenekli oyuncular, kült bir Amerikan oyununu bizler için sergiledi.

Sene içindeki Katil Joe adlı tiyatro oyunu. Genç ve yetenekli oyuncular, kült bir Amerikan oyununu bizler için sergiledi.

Bir hobi kulübüne dahil olmak: Burada “bir kulübe dahil olmadan okuldan mezun olmayın” klişesine yer vermeyeceğim, biraz daha spesifikleştireceğim. Bizim okulda bilhassa iş dünyasına girmek isteyen öğrencinin de çok olması nedeniyle İES, Tea Talks, EİK, GGK… ve daha aklıma gelmeyen pek çok kariyer odaklı kulüp var. Bunların hepsi çok değerli kulüpler, benim de üyesi olduğum ve çalışmalarına katkıda bulunduklarım var. Buralarda da çok iyi deneyimler ve arkadaşlıklar kazanabilirsiniz. Ancak bu okulda gelmişken, biraz da boş zaman bulabilecekken bir hobi edinmenin veya bunun üstüne gitmenin tam sırası. Mutlaka işle güçle, seminerle konferansla ilgisi olmayan; müzik gibi, dans gibi, spor gibi, sanat gibi uğraşlar etrafında toplanabileceğiniz bir hobi kulübünüz olsun. Ben münazara kulübüne girdiğimden beri aklımın ucundan geçmeyecek bakış açıları kazandım, insanlarla tartışmanın ve onları dinlemenin önemini deneyimledim, her şeyden de öte kendini zorlamaya tutkulu birbirinden güzel insanla ikinci bir aile kurdum. Piyanoya başladım, öğrenci konserlerine gittim, müziğin düşüncelerimi nasıl silip atabildiğini ve beni ele geçirebildiğini keşfettim. Mutlaka içinizin ısındığı, yatkın olduğunuzu düşündüğünüz hobi kulüpleriniz olsun, bir kez başladığınızda eksikliğinin ne kadar büyük olduğunu göreceksiniz.

"Balon fotoğrafı çekmek için sabah dört buçukta da uyanırız" kulübümüzden Kapadokya hatırası :)

“Balon fotoğrafı çekmek için sabah dört buçukta da uyanırız” kulübümüzden Kapadokya hatırası 🙂

Amfilerde sinema keyfi yapmak: Bana sorarsanız bu okulun tadını tuzunu iyice alabilmenin yolu kampüste kalmaktan geçiyor. Evet uzak ve maalesef evet, bazen insanlara yurt çıkmayabiliyor :/ Ama yurtlular, sene içinde gerçekten gençlerle dolu bir kasabada yaşamanın eğlencesini iyi anlayacaklar. Yalnızca odalar ve cafeler değil tüm çimler, amfi tiyatro, fakülteler… Hepsi gece bize ait. Gölün etrafında piknik yapmak, amfi tiyatroda paten kaymak… En güzeli de bence sayısız sinema salonuna sahip olmak. Arkadaşlarınızla büyük sınıflardan birine girip tüm gece dev ekranda film izleyebilirsiniz, maç gecesi yapabilirsiniz, dev ekranın zevkini alınca bilgisayarınızı yadırgamaya başlayabilirsiniz yalnız, benden söylemesi.
Asistanlardan yardım istemeye çekinmemek: Bu okul zor bir okul, bazı dersler bazılarına kolay bazılarına zor gelse de herhalde ortalamasının epey uğraştırıcı olduğuna herkes kanaat getirir. Peki okulun tek amacı bizi zorlayıp sınavda yere çakılma korkusuyla çalıştırmak olamayacağına göre nasıl bir yol izleyeceğiz? Buraya gelen öğrenci kitlesi çok geniş de olsa insanda kendiliğinden bulunan utanma, sıkılma, çekinme duyguları yardım istemeyi herkes için biraz zorlaştırıyor. Aldığınız ders her ne olursa olsun, ders hakkında en ufak bir şey bilmeseniz de pek çok şey bilip eksikler hissetseniz de her zaman yardım isteyebileceğiniz kapılarınız var. Bu eksikleriniz için dersinizin asistanlarına mail atıp onlarla çalışma saati istemekten, ofis saatlerini takip edip oralara çat kapı gitmekten, bazen asistan ile anlaşamasanız veya onu yerinde bulamasanız da bir başkasıyla şansınızı denemekten çekinmeyin. ADP oturumlarını takip edin, sınav haftasına kadar genelde bomboş geçen oturumlarda internetten anlaşıp dolusuyla para vereceğiniz özel dersleri ücretsiz alın. Eninde sonunda dersi amfide dinlemek bazen gerçekten imkansızlaşıyor veya yeterli olmuyor, başarılı olmak için bilgi eksikliğinizin ne kadar olduğunu dürüstçe belirlemekten ve yardım istemekten asla çekinmeyin.
SSM’ye ücretsiz giriş hakkı : Bunu sonlara ekledim çünkü çok çok az duydum hiç SSM’nin kapısını çalmayanı. Ama ben müzedir, sergidir çok sevmem diyenler; hele hele İstanbul’a yeni gelenler için SSM’ye mutlaka bir kez olsun gitmek şart. İlk gittiğinizde “burayı müzeye çevirmişlerse kendileri şu an nerede yaşıyor” diye derin düşüncelere dalacağınız inanılmaz manzarası, yeşilliklerle ve ince tasarımlarla dolu güzel bahçesi, ilginizi çekebilecek daimi ve geçici sergileriyle SSM gerçekten kaliteli zaman geçirilecek başlıca yerlerden biri. En azından güzel havalarda minimal tuttuğunuz bir müze gezisinden sonra manzaraya karşı oturup dinlenebileceğiniz, güne güzel başlayabileceğiniz yerlerden biri 🙂 İçindeki restoran da şahane, öğrenci bütçesini fazlasıyla aşsa da gurme merakları olanlar için mutlaka denenmesi gereken yerlerden.
Magnolya : Magnolyayı en sona atmamın nedeni tatlı seven hemen herkesin denediğine olan yürekten inancımın bir süre önce en az benim kadar bu okulda vakit geçirip hiç magnolya yememiş bir arkadaşla karşılaşmam sonucu yıkılmış olmasıdır. Burada kısaca bahsedilmeyi hak eden, okul ile özdeşlemiş lezzetlerden biridir 🙂 Piazza’da genelde hemen her gün üç çeşidiyle taze ve hazır bekleyen magnolya hem öyle her yerin menüsünde olmayan, hem sunumu gereği arkadaşlarla paylaşmaya çok açık hem de hafiften ağıra değişen aromalarıyla her damaktan tatlı severe hitap eden bir lezzet. Şöyle bir sohbete Piazza’ya oturudğunuzda zamanla müdavimi olabileceğiniz lezzetlerden olan magnolyayı mutlaka deneyin 🙂 (cidden herhalde denemeyen yoktur ?)

Bengüsu



Comments are closed.