Rengarenk Yanardağların ve Karadeliklerin İyilik-Kötülük Kapışmasındaki Rolü

İnsan düşünmüyor değil,

Hayatın ne kadar hızlı akıp geçtiğini.

“Yaşasınn 2008’e girdik!” diye sevinirken bir de bakıyoruz ki “Güle güle 2015!” olmuş.

Rengarenk oyuncakların yerini sıkıcı eşyalar almış.

Hayır ya yalan bu!

Rengarenk oyuncakların yerini rengarenk eşyalar almış!

İnsan ne istiyorsa onu yaşar.

Sıkıcı bir hayat istiyorsa, sıkıcı bir hayat yaşar.

Sıkıcı eşyalar istiyorsa, sıkıcı eşyaları olur.

Raif Efendi’ye pek kızarım ben!

Bilirsiniz şu bizim Raif Efendi hani Almanyalara gitti de genç yaşında, sabun fabrikalarını araştıracağım diye de hiçbir şey yapamadan babası ölüverince dönmek zorunda kaldı tıpış tıpış. Bildiniz mi?

Kürk Mantolu Madonna’yı okuduysanız evet bildiniz. Hatta ben açıklamasını yapmadan bildiniz bence.

Hayır hayır kitabı okudunuz ama açıklamasını yaptıktan sonra mı hatırladınız?

Tamam o da olur.

Önemli olan hatırlamış olmanız. Hatırladıysanız, artık ikimiz de bilincideyiz ki bizim en az bir tane ortak noktamız var: Sabahattin Ali’nin yazmış olduğu bir kitabın kapağını açmış olmak!

Daha mı kolaydır konuşması iki insanın, ortak noktaları olan; yoksa hiç mi ortak noktası olmasa, daha çok mu şey bulurlar iki insan birbirine anlatacak?

İngilizce’de de böyle bir cümle kurma yetkinliğine ulaşacağım elbet. Aslında yeterli sürem olsa kurarım ama önemli olan söyleyebilmek bunu hızlıca. A a ama ben Türkçesini de hızlıca söyleyemem ki! Yazmak ne kadar güzeldir. Tiyatro uzun konuşmalardan oluşur, hayat ise kısa cümlelerden. Gıcık oluyorum bazen buna.

İki insanın ortak noktası da bulunsun, ortak olmayan noktası da değil mi?

Doğru olan bu sanırım.

Doğru olan sanırım her zaman denge kurmak.

Ne dersiniz?

Yoksa hayatın amacı dengeyi kurmak mıdır?

Hayır hayır hayatın amacı mutlu olmaktır başlı başına!

Öyleyse neden her yerde bir sürü mutsuz insan var?

Nereden biliyoruz ki mutsuz olduklarını. Belki de mutludurlar içlerinde, belki de bizden gizliyorlardır. Olamaz mı?

Kandırmayalım birbirimizi.

Herkes mutsuz.

Mutsuzları kendi hallerinde mi bıraksak, yoksa mutsuz olmamaları için bir şeyler mi yapsak?

Mutsuzları mutlulaştırsak da mı saklasak yoksa mutlulaştırmadan mutsuz mutsuz bırakıp kendi aralarında birbirlerini daha da mutsuzlaştırmalarını mı izlesek?

Gündemimiz hep savaşmış! Peeeh! Benim gündemim değil savaş! Ben mutluyum!

Aaaah vuruldum!

Savaşta vuruldum.

Hani benim gündemim değildi savaş?

Ben neden savaşta vuruldum!?

Ya ben barış istiyorum. Ben mutluyum. Ben mutluluk dağıtmak istiyorum.

“Hayır her yerde savaş!”

“Her yerde masum insanlar ölecek!”

Her şey aslında hem çok kötü, hem çok güzel.

Anlam veremiyorum şu koca kafalı şişko dünyaya.

Hayır hayır dünyaya anlam verebiliyorum aslında.

Dünya harika bir yer!

Doğa harika bir şey!

İnanılmaz bir evrendeyiz!

Düşünsenize milyarlarca ışık yılı öteden galaksileri izliyorsunuz.

İnanılmaz bir görüntü!

Sonra kamera yaklaşıyor yavaş yavaş!

Dünyayı görüyorsunuz.

Wooow büyüleyici!

Yaklaşıyor daha da kamera,

Doğa harikalarını görüyorsunuz,

İnanılmaaz!

O da ne?

İleride bir şeyler oluyor!

İnsanlar kaçıyor.

Silahlar, bombalar, tanklar!

İnsanlar diğer insanları öldürüyorlar!

Hayır hayır doğa bu olamaz bu değil!

Ama bir bakıyorsunuz ki hayvanlar da birbirlerini öldürüyorlar!

Hem de çiğ çiğ yemek için!

Hayır hayır doğa bu olamaz bu değil!

Ama bir bakıyorsunuz ki yan yana artık aynı toprağa sığmayan iki ağaçtan minikçe olanı, irice olanın altında ezilivermiş!

Hiç bir suçu bile yok!

Hayır hayır doğa bu olamaz bu değil!

Ama bir bakıyorsunuz ki yanardağ patlıyor ve tüm bitki örtüsü lavla kaplanıyor, yok oluyor.

Ama bir bakıyorsunuz ki meteorlar yağıyor!

Ama bir bakıyorsunuz ki bir yıldız sönüyor ve karadelik oluşturarak tüm güzel yıldızları içine alıp yok ediyor!

Bakıyorsunuz ve görüyorsunuz ki tüm evrende her şey karşıtıyla var.

Tüm iyilikler karşı kötülükler ve tüm kötülüklere karşı iyilikler var tüm kainatta.

Kötü insanlara kızmak doğru değil, çözüm değil!

Çözüm iyilere kızmak, doğru olan bu!

Einstein’ın en sevdiğim sözlerinden biri şudur:

“Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir”

Ne harika bir söz!

Kötülüğe laf yok!

Onun bir suçu yok, kötülük masum!

O işini yapıyor.

Suçlu olan iyiler!

Eğer bir şeyden yakınılacaksa; bu, dünyadaki kötü şeylerin çokluğundan ziyade, dünyadaki iyi şeylerin yetersizliği olmalı!

Kötüler en güçlü olmak isterler bütün animasyonlarda!

Neden iyiler en güçlü olmak istemiyorlar?!

Neden iyiler dünyayı yönetmek, dünyayı ZORLA iyi bir yer yapmak istemiyorlar?!

Çünkü iyiler saf, iyiler alçakgönüllü, iyilerin dünyayı ele geçirmekle işi olmaz; öyle mi?!

Yok öyle kardeşim.

Yok öyle bir dünya artık.

 



Comments are closed.