Archive for Şubat, 2012

“Tanzimat Romanlarında İstanbul: Mekânlar/Yaşantılar”

Ela Çil-Ayşe Nur Şenel Sergisi: “Tanzimat Romanlarında İstanbul: Mekânlar/Yaşantılar”

Tarih: 27 Ocak -18 Şubat 2012
Sergi açılışı: 27 Ocak 2012 Saat: 19.00
Yer: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Karaköy Binası
İletişim: 0212 251 49 00

http://www.mimarist.org/index.php?%2Fevents%2Fview%2F2012%2F01%2F27%2F237


Comments Off on “Tanzimat Romanlarında İstanbul: Mekânlar/Yaşantılar”

Zaniyeler Üzerine…

Eleştirmen Ömer Türkeş, bu dönem TLL 102 dersinde tartıştığımız Salahaddin Enis’in Zaniyeler adlı kitabının bir yayınevince adının değiştirilerek yeniden basılması üzerine kaleme aldığı yazısında “unutulmuş” bu yazar ve eseri hakkında bilgi veriyor. Yazının tamamına şu linkten ulaşılabilir:

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=3058

Comments Off on Zaniyeler Üzerine…

Zenginler Dünyamızı Nasıl Mahvediyor?

Herve Kempf Fransa?da 1957 yılında doğmuş bir gazeteci yazardır. Radio Alligator?da başladığı gazetecilik mesleğine 1985 yılında girdiği Science et Vie Micro adlı bilişim dergisinde sürdürdü. Çernobil felaketinden sonra çevrebilimsel konulara el atan yazar, Fransızcadan çevrilmiş kitabı Zenginler Dünyamızı Nasıl Mahvediyor ?da dünya üzerinde egemen olan oligarşik sistemi eleştirmektedir.

Bu kitapta Kempf?in  iki temel saptaması var. Bunlardan biri gezegenin çevrebilimsel durumunun her geçen gün kötüye gittiği ve bunu durdurmak için çabalayan az sayıda insanın uğraşlarının fayda etmediğidir. İkincisi ise toplumları yöneten sistem olan kapitalizmin insanın saygınlığını yok ettiğidir. ?Tehlikeli bir zamandayız ve felakete doğru sürükleniyoruz. Felaket, araç olarak sadece açgözlülüğe, ideal olarak sadece tutuculuğa, düş olarak sadece teknolojiye sahip olan egemen bir tabakanın yürüttüğü sistemden kaynaklanmaktadır.? (s.9) diyen yazar bu bunalımın en büyük sebebinin oligarşi olduğunu açık bir dille ifade etmektedir. Kempf, bu sistemin itici gücünün ABD olmasının nedeni olarak 11 Eylül 2011?de gerçekleşen saldırının Amerikan toplumunda yarattığı korkuyu gösteriyor.

Ayrıca çevresel felaketlerin boyutunun düşündüğümüzden çok daha büyük olduğunu da hatırlatıyor. Canlı türlerinin kitlesel olarak yok olmalarının jeolojik zamanlardaki orana göre yüz kat fazla olması veya 1980?den beri ekvatordaki yağmur ormanlarının %35?inin, mercan adalarının %20?sinin yitirilmiş olması felakete ne kadar yakın olduğumuzu gösteren örneklerden sadece birkaç tanesi. İleride herkese yetecek yer, yiyecek… vs. olamayacağı için savaşların çıkacağından da korkulmaktadır.

?Tehdit altında olan, dünya değil uygarlıktır.?(s.13). Yok olan sadece doğamız değil aynı zamanda insanın saygınlığıdır. İnsan emeğinin sömürülmesi her geçen gün daha normal gibi gösterilmeye başlanmıştır. Sömürülen kesim her geçen gün daha zor şartlarda yaşamaya mecbur edilirken; sömürenler, ki onlar dünyamızı çıkarları doğrultusunda yöneten insanlar, refah düzeylerini  yükseltmekteler. Böylece arada büyük bir uçurum oluşmaktadır. Fakirlik ve zenginlik göreceli kavramlardır. İnsanlar yaşadıkları topluma göre fakir veya zengindirler. ?Biz toplum içinde önce zenginlerden daha az zengin olduğumuz için fakiriz.?(s.48) diyen yazar aradaki eşitsizliğin azalamasının fakirliğin de azalmasına çözüm olarak görmekte.

Bu eşitsizliği körükleyen en büyük sebeplerden biri rekabettir, toplumdaki tabakalar arasındaki rekabet. ?Her biri bir üst tabakayı taklit etmek ister.? (s.72). Herve Kempf bu doyumsuz rekabetin verimliliği arttırdığını ama gerilimi hiç azaltmadığını açıklıyor. İnsanlar rahat bir nefes alamıyorlar. Üretimin büyümesi bu sorunun tek çözümü olamaz. Son on yılda iktisatçıların gözlemlerine göre, üretimdeki büyüme ne fakirliği azalttı ne de ortadaki eşitsizliği azalttı. ?Büyüme görünürde bir zenginlik fazlası yaratmakta ve sistemin yapısını değiştirmeden yağlanmasını sağlamaktadır.?(s.81.) Bu sorunların çözümü ise kapitalizmden uzaklaşmaktır.  Ayrıca sallanmakta olan solun yeniden doğması gerekmektedir. Kempf, solun dünyayı değiştirme tutkusundan vazgeçtiğinden şikâyet etmektedir. Solun bu ses çıkarmayan, boyun eğen tavrı yüzünden ?sosyal demokrasi? yerini  ?sosyal kapitalizm?e bırakmaktadır. Medya basın özgürlüğünü kaybedip oligarşinin sesi haline gelmiştir çünkü tüketimin artması onların da çıkarları doğrultusundadır. Medya çoğunlukla büyük sanayi şirketlerinin kucağındadır.

Bu kitap, kapitalizm eleştirisi yaparken bu sisteme karşı savunma mekanizmaları üretebilmeleri için muhalif kesimlere ilham veriyor. Öyle ki her şeye rağmen iyimser olmalı ve bu gidişata karşı politik bir tavır oluşturmalıyız. Özgürlük ve dayanışma zihniyetini uyandırmalı ve önyargılarımızdan uzaklaşmalıyız.

Duygu Alay

Comments Off on Zenginler Dünyamızı Nasıl Mahvediyor?

Seks İsyanları

Orijinal adı The Sex Revolts Gender Rebellion and Rock?n Roll [Seks İsyanları Toplumsal Cinsiyet İsyanı ve Rock?n Roll ] olan ve Türkçeye Seks İsyanları olarak çevrilen Simon Reynolds ve Joy Press?in kitabı Rock müzik tarihindeki toplumsal cinsiyetçilik gerçeğini gözler önüne seren bir araştırma inceleme kitabıdır. 422 sayfadan oluşan ve geniş bir kaynakçaya sahip olan bu kitabın ilk basımı 2003 yılında yapılmış ancak Türkiye?de bu kitap için toplatılma kararı alınmıştır. Daha sonra tekrar 2006 yılında kitap rafları arasındaki yerini alabilmiştir.

Seks İsyanları?nda ilk olarak Rock?ın sahip olduğu ?düzen dışılık? kavramı sorgulanıyor. Düzen dışılık denince de akla gelen ilk kelimeler Rock müziğin de çağrıştırdığı ?asi? veya ?isyankâr? olduğuna göre, bu kavramlar ile devrimcilik arasındaki fark ortaya konuyor. Hayatın ve içindekilerin belirli bir sistem eşliğinde rayından sapmayan bir tren gibi gitmesine karşı olan bu asilik; yani düzene, sisteme karşı çıkış aslında kapitalizm ile veya daha genel bir ifadeyle sistem ile bazı konularda örtüşüyor, bu yüzden de kitabın yazarları tarafından devrimci kabul edilmiyor. Bu durumda asi dediğimiz sistem karşıtlarının yaptığı, ataerkil düzen politikasını toplumda ?isyankâr? bir biçimde yürütmekten başka bir şey değil. Yine kitapta yer alan bir örnek açıklayıcı olabilir: Kitapta geçen The Wild One filminin bir sahnesinde motosikletçi karakterine neye karşı isyan ettiği sorulduğunda o ?seçenekler neler?? şeklinde cevabı vermektedir.

Kitapta, kadının sözü edilen ?asi?lerin gözünde bir anne figürü olarak canlandırıldığı vurgulanıyor. Anneye duyulan isyan, isyanın temelini oluşturuyor. Anneden ayrılma isteği daha sonra o huzuru tekrar bulma adına asileri bir yolculuğa sürüklüyor. Anneden kaçarak yeni bir yuva arama isteği yüzünden de asi, soyut bir kadınsılığın ihtiyacını duyarken günlük hayatta karşılaştığı kadınları hor görüyor. ?Düzen?in ihtiyaç duyduğu özellikleri (evcimenlik, sadıklık vb.) taşıdığı varsayılan kadın, erkeğin ayağına zincir vurduğu düşüncesiyle asiler tarafından aşağılanıyor ve bu çok farklı biçimlerde duyulan bir nefrete dönüşüyor. Kitapta bu düşmanlığın ve yuva arayışının ne boyutta olduğuna, durumu ensest ile ilişkilendirebilecek filmler, kitaplar ve şarkı sözleri örnek gösterilerek yer veriliyor.

İlk bölümde yuvadan ayrılmanın hırçınlığı, ikinci bölümde kendini sıcak yuva arayışına bırakıyor. Kitabın ikinci kısmında ise bu aşırı bireycilikten yorgun düşen, kaçmak için kitapta ?doğmuş ruhun teslimiyeti? şeklinde ifade edilen kabullenilmiş çaresizliği benimseyen asiler işleniyor. Rock?n Roll?un çılgın dünyasından farklı olarak Pink Floyd, Van Morrison gibilerin şarkı sözlerinden sızan o ?yuvayı arayış?a şahit oluyoruz.

Son bölümde ise kadının Rock dünyasında yer edinebilme çabası işleniyor. Günlük hayatta kendisinden kaçılan, Rock konserlerinde ?groupie? olarak yer edinebilmiş, evcimen ve hor görülen kadının Rock dünyasından içeri adım attığında yaşadığı tedirginliği, sahip olduğu çelişkileri gözler önüne seriyor kitap. Dişi öznelliğinin pekiştirilmesi ve kimlik oluşumu arasındaki travma işlenerek dişi bir isyanın çıkışına tanık ediyor bizleri Seks İsyanları. Patti Smith, Christina Hynde gibi kadın şarkıcıların seçeneklerini ?metreslik? ve ?ilham periliği? dışına çıkarma başarısı, ?babasının küçük kızı? olmaktan, yani hanım hanımcık bir tarzda yetiştirilip bu çizgi doğrultusunda sonu evlenip çocuk sahibi olmaya, onlara bakmaya varan bir hayattan vazgeçip ?Rolling Stones?vari bir kadın düşmanlığının seçimi anlatılıyor. Özetle kitap, Rock?ın içinde bulundurduğu birçok zıtlıkla (sert erkek, yumuşak erkek, asi ergen, erkekfatma karakterleri) birlikte okuyucuya toplumsal cinsiyet merceğinden bakılan gerçekler sunuyor. Bu gerçekler sunulurken kitabın birçok araştırmadan ve kaynaktan faydalandığını belirtmekte fayda var.

Ortada bu kadar gerçeklik olunca kitabı okurken kafanızda birçok soru oluşuyor ancak olası cevapları teker teker yine okurken buluyorsunuz.

Ezgi Türkeli

Comments Off on Seks İsyanları

“Hiçbir Din Olası Hiçbir Anlamda Doğru Değildir”

İsviçreli yazar Alain de Botton, Ateistler İçin Din adlı kitabının ilk kez Türkiye?de yayımlanmasına izin verdi. Kitap, Ayşe Ece?nin çevirisi ile Sel Yayıncılık tarafından yayımlandı. Kitabın sadece Türkiye?de yayımlanmış olması ilginç. Yazarın Türkiye?yi seçmiş olma nedeni belki gelecek tepkileri merak etmesi belki de kitabında Müslümanlık ile ilgili bilgilere yer vermemesidir.

Kitabın konusu uzun süre tartışılacağa benziyor. Botton?a göre bu kitabın temel savı, tam bir ateist olarak yaşarken dinlerin zaman zaman yararlı, ilginç ve avutucu olabildiğini görmenin, dinlerin kimi düşüncelerini ve uygulamalarını seküler dünyaya aktarma olasılıklarını araştırmanın mümkün olması gerektiğidir. Yazar kitaba başlarken okuru kaybetmeyi de göze alarak hiçbir dinin doğru olmadığından bahsetmiş. Tanrı?nın var olmadığını ispatlamak ateistler için eğlenceli bir uğraştır. Fakat asıl mesele Tanrı?nın var olup olmadığını saptamak değil, Tanrı?nın var olmadığı kabul edildiğinde tartışmanın nereye gideceğini kontrol etmektir.

Alain de Botton, günümüzde insanların dinle bağlarını ya tamamen koparmış ya da en aza indirgemiş olduğundan bahsediyor. Oysa seküler dünyanın dinlerden öğreneceği çok şey vardır. Kitapta din birçok yönden ele alınmıştır. Örneğin; kitabın ?Topluluk? adlı bölümünde yazar ? Modern toplumun yokluğunu en şiddetli biçimde hissettiği kayıplardan biri, topluluk ruhudur. Topluluk ruhumuzu neyin kemirip yok ettiğini araştıran çalışmalar, geleneksel olarak Avrupa?da ve Amerika Birleşik Devletleri?nde on dokuzuncu yüzyılda dini inancın özelleştirilmesine işaret ederler. Tarihçiler, komşularımızla ilgilenmemeye başladığımız dönem ile Tanrılarımız için hep beraber tören düzenlemeyi bıraktığımız dönemin hemen hemen aynı zaman dilimine denk geldiğini ileri sürerler.? sözleri ile dinin topluluk ruhunu canlı tutmak için yaptığı şeyleri seküler toplumun yok ettiğinden bahsetmiştir. Dinler yaşamın birçok alanında geliştirdiği yorumlar sayesinde insanların duygusal gereksinimlerini kolayca karşılayabilmektedir. Bu nedenle insanlar mutlu olmak için hayatlarında dinlere de yer açmalıdırlar.

Yazar kitabının son bölümünde düşüncelerinin temelini oluşturan Auguste Comte?nin görüşlerine yer vermiştir. Bu kitap, bir yandan dinin doğaüstü yönünden hiç hoşlanmayıp, öte yandan da kimi düşüncelerine ve uygulamalarına hayranlık besleyen görüşü ele alan ilk kitap değildir; bu görüşü yalnızca kuramsal olarak tartışmaktansa uygulamayı öne çıkaran ilk kitap da değildir. Bu görüşü geliştiren çalışmaların içinde en kararlı olanını, Fransız sosyolog Auguste Comte on dokuzuncu yüzyılda gerçekleştirmiş. Comte?nin düşüncelerinin temelinde, modern dünyada bilimin buluşları sayesinde aklı başında birinin Tanrı?ya inanmasının mümkün olmayacağını savunan keskin bir gözlem vardır. Comte?nin bulduğu çözüm, ne kutsal geleneklere gözü kapalı bir biçimde sarılmayı, ne de onların tümünü saldırgan bir tavırla bir kenara atmayı içeriyordu. Comte, kutsal geleneklerin anlamlı ve mantıklı yönlerini bulup onları günlük hayatta kullanmayı savunuyordu. Comte?nin yaptığı en büyük hata hazırladığı bu programa ?İnsanlık Dini? adını vermesiydi. Eğer görüşlerini din adı altında toplamasaydı düşünceleri unutulup gitmezdi. Kendinden ?Büyük Rahip? olarak değil de sadece sosyolog olarak bahsetseydi görüşlerini daha rahat yayabilirdi.

Sonuç olarak kitabın temelindeki görüşü Botton şu cümlelerle açıklamış: ?Modern ruhların sorunlarının birçoğu, dinler tarafından bulunan çözümlerle iyileştirilebilir, yeter ki bu çözümler içine doğdukları o doğaüstü yapıdan çıkarılsınlar. İnanç sistemlerindeki bilgelik, tüm insanlığa aittir, içimizdeki en mantıklı insana da, doğaüstünün en büyük düşmanlarına da. Dinler, yalnızca inananlara bırakılmayacak kadar yararlı, etkili ve zeki olan bir bakış açısını dönem dönem de olsa sunmayı her zaman başarmışlardır.?

Hazal Batılı

Comments Off on “Hiçbir Din Olası Hiçbir Anlamda Doğru Değildir”

Hayvanların Sessiz Dünyası

Marian Stamp Dawkins?in hayvanlarda bilincin varlığı üzerine yapılan deneyleri ve araştırmaları irdelediği kitabı, 1998 yılında Oxford University Press?ten ?Through Our Eyes? adıyla çıktı. Kitabın İngilizce aslından Türkçeye çevirisi ise, 1999 yılında TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları?nın 100. Kitabı olarak ?Hayvanların Sessiz Dünyası? adıyla yayınlandı.

Biz insanlar, bedenlerimizin altında bilince sahip olduğumuzu ve davranışlarımızın bu bilinç sayesinde şekillendiğini biliyoruz; fakat diğer bedenlerde yaşama ve başka insanların bilinçlerinde neler olduğunu deneyimleme şansından yoksunuz. Benzer bir biçimde, insandan başka canlılarda bilincin varlığını deneyimlememiz mümkün değil; fakat bu konu üzerinde yapılan bazı araştırmalar, bizleri diğer canlılarda da bilincin var olabileceği şeklinde bir sonuca götürebilir mi? Diğer canlılarda, mesela hayvanlarda, bilincin var olduğuna emin olabilmemiz için ne gerekir? Karmaşık davranışlar, bu davranışların ardında düşünmeyi ve değerlendirmeyi mümkün kılan bir bilincin göstergesi olabilir mi? Hayvanlarda bilincin varlığının keşfedilmesi insanlara ne gibi yararlar sağlar ya da insanların davranışlarında ne gibi değişikliklere yol açar? Öncelikle, eğer hayvanlarda bilinci anlarsak, kendi bilincimizin evrimsel gelişimine de ışık tutmuş oluruz. Diğer açıdan, eğer hayvanlarda bilincin varlığı söz konusu olursa, onlara karşı olan davranışlarımızda bazı değişiklikler yapmamız gerekebilir.

Hayvanlarda bilincin var olabileceğini gösteren araştırmalarla başlıyor Hayvanların Sessiz Dünyası?na girişimiz. Varvet maymunları ve değişik frekanslardaki hırıltılara verdikleri değişik tepkiler, dişi devekuşlarının yavrularını korumak için kullandıkları seyreltme yöntemi, kızılgeyiklerin çiftleşecekleri dişi için dövüşmeden önce rakiplerinin gücünü tartmaları ve buna göre dövüşmeye ya da dövüşmemeye karar vermeleri gibi birçok şaşırtıcı örnek ve karmaşık sayılabilecek davranışları, hayvanların da düşünebildiklerine inanmamız için ciddi sebeplerimiz olduğunu gösteriyor. Çoğu hayvan türünde var olan sosyal yaşam ve bunun gereği olarak gösterdikleri davranışlar da, aynı ölçüde şaşırtıcı. Serçelerin besin ya da güvenlik konusunda yaptıkları dengeli seçim, vampir yarasaların av dönüşü besinlerini ihtiyacı olan yarasalarla paylaşmaları ve bu paylaşımda dikkat ettikleri durumlar, farelerin zehirlere karşı deneyimlerini yakınlarına ve kendilerinden sonraki nesillere aktarmaları aynı derecede şaşırtıcı örnekler.

?Bilinçli? deneyimlerimizin birçoğunu duygularımızla yaşarız; bu durumda hayvanların da hissedebildikleri, hissedebildiklerinin bilincinde olmaları ya da olmamaları da hayvanlarda bilincin varlığını irdelerken incelememiz gereken önemli bir husustur. Bu konudaki araştırmalarda hayvanların bir şeyi elde edebilmek uğruna nelerden vazgeçebildikleri incelenmiş. Tavukların yemek için dar aralıklardan geçmeleri, domuzların yemek için ya da arkadaşlarıyla görüşmek için bir paneli itmeleri ve bunun gibi birçok araştırma bize hayvanların da ödülleri alabilmek için bedel ödediklerini gösteriyor.

Kitapta üzerinde durulan bir diğer durum, hayvanların bilinçli olduklarına dair inanışa çok da hazır olmamamız gerektiğidir. Mesela, matematik işlemleri yapabildiği iddia edilen bir at üzerine yapılan araştırma, gösteriyor ki söz konusu at, sahibinin belli belirsiz tepkilerini algılayarak doğru cevaba ulaşıyor. Bu ve benzeri durumlara karşı dikkatli olmamız ve araştırmamızın ya da gözlemlerimizin sonuçlarından emin olmamız gerekir.

Dawkins?in akıcı anlatımıyla Hayvanların Sessiz Dünyası, uzun araştırmaları ve incelemelerine rağmen zevkle okunan bir kitap. Araştırmaları anlatıp değerlendirmesi ve anlaşılır dili sayesinde sadece akademik çevre değil, konuya ilgi duyan herkesin okuyabileceği bir nitelikte olması da kitabı alıp okumak için bir başka sebep.

Bütün bu araştırmaların ve incelemelerin sonucunda vardığımız nokta, hayvanlarda bilincin olabileceği. Peki hayvanlarda bilincin varlığı, insanların hayvanlara karşı olan bakış açılarını ve davranış biçimlerini değiştirmelerine sebep olur mu: ?… eğer bir böcek size şöyle deseydi: ?Lütfen buraya basmayın, yoksa beni ezeceksiniz.? Ayağınızı çekmeyi düşünmez miydiniz?? (s.29).

Begüm Özemek

Comments Off on Hayvanların Sessiz Dünyası