“Hiçbir Din Olası Hiçbir Anlamda Doğru Değildir”

İsviçreli yazar Alain de Botton, Ateistler İçin Din adlı kitabının ilk kez Türkiye?de yayımlanmasına izin verdi. Kitap, Ayşe Ece?nin çevirisi ile Sel Yayıncılık tarafından yayımlandı. Kitabın sadece Türkiye?de yayımlanmış olması ilginç. Yazarın Türkiye?yi seçmiş olma nedeni belki gelecek tepkileri merak etmesi belki de kitabında Müslümanlık ile ilgili bilgilere yer vermemesidir.

Kitabın konusu uzun süre tartışılacağa benziyor. Botton?a göre bu kitabın temel savı, tam bir ateist olarak yaşarken dinlerin zaman zaman yararlı, ilginç ve avutucu olabildiğini görmenin, dinlerin kimi düşüncelerini ve uygulamalarını seküler dünyaya aktarma olasılıklarını araştırmanın mümkün olması gerektiğidir. Yazar kitaba başlarken okuru kaybetmeyi de göze alarak hiçbir dinin doğru olmadığından bahsetmiş. Tanrı?nın var olmadığını ispatlamak ateistler için eğlenceli bir uğraştır. Fakat asıl mesele Tanrı?nın var olup olmadığını saptamak değil, Tanrı?nın var olmadığı kabul edildiğinde tartışmanın nereye gideceğini kontrol etmektir.

Alain de Botton, günümüzde insanların dinle bağlarını ya tamamen koparmış ya da en aza indirgemiş olduğundan bahsediyor. Oysa seküler dünyanın dinlerden öğreneceği çok şey vardır. Kitapta din birçok yönden ele alınmıştır. Örneğin; kitabın ?Topluluk? adlı bölümünde yazar ? Modern toplumun yokluğunu en şiddetli biçimde hissettiği kayıplardan biri, topluluk ruhudur. Topluluk ruhumuzu neyin kemirip yok ettiğini araştıran çalışmalar, geleneksel olarak Avrupa?da ve Amerika Birleşik Devletleri?nde on dokuzuncu yüzyılda dini inancın özelleştirilmesine işaret ederler. Tarihçiler, komşularımızla ilgilenmemeye başladığımız dönem ile Tanrılarımız için hep beraber tören düzenlemeyi bıraktığımız dönemin hemen hemen aynı zaman dilimine denk geldiğini ileri sürerler.? sözleri ile dinin topluluk ruhunu canlı tutmak için yaptığı şeyleri seküler toplumun yok ettiğinden bahsetmiştir. Dinler yaşamın birçok alanında geliştirdiği yorumlar sayesinde insanların duygusal gereksinimlerini kolayca karşılayabilmektedir. Bu nedenle insanlar mutlu olmak için hayatlarında dinlere de yer açmalıdırlar.

Yazar kitabının son bölümünde düşüncelerinin temelini oluşturan Auguste Comte?nin görüşlerine yer vermiştir. Bu kitap, bir yandan dinin doğaüstü yönünden hiç hoşlanmayıp, öte yandan da kimi düşüncelerine ve uygulamalarına hayranlık besleyen görüşü ele alan ilk kitap değildir; bu görüşü yalnızca kuramsal olarak tartışmaktansa uygulamayı öne çıkaran ilk kitap da değildir. Bu görüşü geliştiren çalışmaların içinde en kararlı olanını, Fransız sosyolog Auguste Comte on dokuzuncu yüzyılda gerçekleştirmiş. Comte?nin düşüncelerinin temelinde, modern dünyada bilimin buluşları sayesinde aklı başında birinin Tanrı?ya inanmasının mümkün olmayacağını savunan keskin bir gözlem vardır. Comte?nin bulduğu çözüm, ne kutsal geleneklere gözü kapalı bir biçimde sarılmayı, ne de onların tümünü saldırgan bir tavırla bir kenara atmayı içeriyordu. Comte, kutsal geleneklerin anlamlı ve mantıklı yönlerini bulup onları günlük hayatta kullanmayı savunuyordu. Comte?nin yaptığı en büyük hata hazırladığı bu programa ?İnsanlık Dini? adını vermesiydi. Eğer görüşlerini din adı altında toplamasaydı düşünceleri unutulup gitmezdi. Kendinden ?Büyük Rahip? olarak değil de sadece sosyolog olarak bahsetseydi görüşlerini daha rahat yayabilirdi.

Sonuç olarak kitabın temelindeki görüşü Botton şu cümlelerle açıklamış: ?Modern ruhların sorunlarının birçoğu, dinler tarafından bulunan çözümlerle iyileştirilebilir, yeter ki bu çözümler içine doğdukları o doğaüstü yapıdan çıkarılsınlar. İnanç sistemlerindeki bilgelik, tüm insanlığa aittir, içimizdeki en mantıklı insana da, doğaüstünün en büyük düşmanlarına da. Dinler, yalnızca inananlara bırakılmayacak kadar yararlı, etkili ve zeki olan bir bakış açısını dönem dönem de olsa sunmayı her zaman başarmışlardır.?

Hazal Batılı

No Comments »