Zenginler Dünyamızı Nasıl Mahvediyor?

Herve Kempf Fransa?da 1957 yılında doğmuş bir gazeteci yazardır. Radio Alligator?da başladığı gazetecilik mesleğine 1985 yılında girdiği Science et Vie Micro adlı bilişim dergisinde sürdürdü. Çernobil felaketinden sonra çevrebilimsel konulara el atan yazar, Fransızcadan çevrilmiş kitabı Zenginler Dünyamızı Nasıl Mahvediyor ?da dünya üzerinde egemen olan oligarşik sistemi eleştirmektedir.

Bu kitapta Kempf?in  iki temel saptaması var. Bunlardan biri gezegenin çevrebilimsel durumunun her geçen gün kötüye gittiği ve bunu durdurmak için çabalayan az sayıda insanın uğraşlarının fayda etmediğidir. İkincisi ise toplumları yöneten sistem olan kapitalizmin insanın saygınlığını yok ettiğidir. ?Tehlikeli bir zamandayız ve felakete doğru sürükleniyoruz. Felaket, araç olarak sadece açgözlülüğe, ideal olarak sadece tutuculuğa, düş olarak sadece teknolojiye sahip olan egemen bir tabakanın yürüttüğü sistemden kaynaklanmaktadır.? (s.9) diyen yazar bu bunalımın en büyük sebebinin oligarşi olduğunu açık bir dille ifade etmektedir. Kempf, bu sistemin itici gücünün ABD olmasının nedeni olarak 11 Eylül 2011?de gerçekleşen saldırının Amerikan toplumunda yarattığı korkuyu gösteriyor.

Ayrıca çevresel felaketlerin boyutunun düşündüğümüzden çok daha büyük olduğunu da hatırlatıyor. Canlı türlerinin kitlesel olarak yok olmalarının jeolojik zamanlardaki orana göre yüz kat fazla olması veya 1980?den beri ekvatordaki yağmur ormanlarının %35?inin, mercan adalarının %20?sinin yitirilmiş olması felakete ne kadar yakın olduğumuzu gösteren örneklerden sadece birkaç tanesi. İleride herkese yetecek yer, yiyecek… vs. olamayacağı için savaşların çıkacağından da korkulmaktadır.

?Tehdit altında olan, dünya değil uygarlıktır.?(s.13). Yok olan sadece doğamız değil aynı zamanda insanın saygınlığıdır. İnsan emeğinin sömürülmesi her geçen gün daha normal gibi gösterilmeye başlanmıştır. Sömürülen kesim her geçen gün daha zor şartlarda yaşamaya mecbur edilirken; sömürenler, ki onlar dünyamızı çıkarları doğrultusunda yöneten insanlar, refah düzeylerini  yükseltmekteler. Böylece arada büyük bir uçurum oluşmaktadır. Fakirlik ve zenginlik göreceli kavramlardır. İnsanlar yaşadıkları topluma göre fakir veya zengindirler. ?Biz toplum içinde önce zenginlerden daha az zengin olduğumuz için fakiriz.?(s.48) diyen yazar aradaki eşitsizliğin azalamasının fakirliğin de azalmasına çözüm olarak görmekte.

Bu eşitsizliği körükleyen en büyük sebeplerden biri rekabettir, toplumdaki tabakalar arasındaki rekabet. ?Her biri bir üst tabakayı taklit etmek ister.? (s.72). Herve Kempf bu doyumsuz rekabetin verimliliği arttırdığını ama gerilimi hiç azaltmadığını açıklıyor. İnsanlar rahat bir nefes alamıyorlar. Üretimin büyümesi bu sorunun tek çözümü olamaz. Son on yılda iktisatçıların gözlemlerine göre, üretimdeki büyüme ne fakirliği azalttı ne de ortadaki eşitsizliği azalttı. ?Büyüme görünürde bir zenginlik fazlası yaratmakta ve sistemin yapısını değiştirmeden yağlanmasını sağlamaktadır.?(s.81.) Bu sorunların çözümü ise kapitalizmden uzaklaşmaktır.  Ayrıca sallanmakta olan solun yeniden doğması gerekmektedir. Kempf, solun dünyayı değiştirme tutkusundan vazgeçtiğinden şikâyet etmektedir. Solun bu ses çıkarmayan, boyun eğen tavrı yüzünden ?sosyal demokrasi? yerini  ?sosyal kapitalizm?e bırakmaktadır. Medya basın özgürlüğünü kaybedip oligarşinin sesi haline gelmiştir çünkü tüketimin artması onların da çıkarları doğrultusundadır. Medya çoğunlukla büyük sanayi şirketlerinin kucağındadır.

Bu kitap, kapitalizm eleştirisi yaparken bu sisteme karşı savunma mekanizmaları üretebilmeleri için muhalif kesimlere ilham veriyor. Öyle ki her şeye rağmen iyimser olmalı ve bu gidişata karşı politik bir tavır oluşturmalıyız. Özgürlük ve dayanışma zihniyetini uyandırmalı ve önyargılarımızdan uzaklaşmalıyız.

Duygu Alay

No Comments »