Archive for Haziran 8th, 2012

Toplumsal Dönüşüm ve Sinema

Gülseren Güçhan tarafından yazılan Toplumsal Değişme ve Türk Sineması başlıklı 178 sayfalık araştırma türündeki bu kitap 1992 yılında İmge Yayınları?nın katkılarıyla okuyucuyla buluşmuştur.

Kitap, bir yandan toplumsal değişim ve iç göç gibi temalar üzerinden sinema ve toplum arasındaki ilişkiyi incelerken diğer yandan da Türk sinemasının tarihsel gelişimini ele almakta ve bir filmin içeriğini oluşturan öğelerden bahsetmektedir. Kitap, kırsal kesimden kente göç eden insanın Türk sinemasında değişen profilini tartışmaktadır. Gülseren Güçhan kitabında, iç göçün yarattığı sınıfsal sorunlara, kentleşme ve modernleşme gibi kimlik çatışmasına neden olabilecek kavramlara açıklık getiriyor. Göç eden insanın aileyle ve çevreyle olan ilişkilerinde ve yaşam biçiminde gerçekleşen değişimleri inceleme altına almış olan bu kitap, kültürel değişimlerin ve kimlik çatışmalarının bir sanat ürünü olarak sinemaya nasıl yansıdığını ve bu değişim sürecinin insandan insana ya da kültürden kültüre nasıl farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor.

Yazar, sinemanın içeriğinin toplumun o andaki inançlarını, tepkilerini ve değerlerini yansıttığını savunuyor ve insanların sinemadan aldığı mesajın niteliğinin geçmişte edinilen geleneksel, kültürel ve toplumsal değerlere bağlı olarak değişebileceğini söylüyor. Bu konuda yazara katılmamak imkânsız çünkü insanın algı şeklinin; yaşadığı çevreye, etkilendiği akımlara, aldığı eğitime bağlı olarak şekillenir. Bununla birlikte sinemanın yansıtıcı ve şekil verici olduğu yani, toplumun yaşam tarzının ve kültürünün biçimlenmesinde etkili olduğu da göz ardı edilemez bir gerçektir. Sinemanın izleyiciyi şekillendirici etkisi kitapta vurgulanmaktadır. Yine bu etkinin bir başka yönü de sinemanın seyirciyi memnun etme çabasıdır. Sinemanın ticari yönü de denilebilecek bu çaba -gişe hâsılatını arttırma çabası- sinemanın toplumu yönlendiren, yansıtan ve bakış açısı kazandıran bir unsur olduğunu unutan bir anlayış geliştirmiştir.

Türkiye?nin modernleşme macerasının erken dönemlerinde sinemanın etkisinin çok yoğun olmadığı vurgulanıyor kitapta. Örneğin, cumhuriyetin ilanından sonra toplumsal yapıyı kökten değiştiren din, eğitim, hukuk gibi yeniliklerin yanında sinema aynı ölçüde etkili olamamıştır. ?Geçiş Dönemi? diye adlandırılan bu 1939-1950 döneminde ise savaş döneminin etkileri ve ekonomik nedenlerle yeterli altyapıya sahip olamayan Türk sinemasının var olma mücadelesi ile karşılaşıyoruz.  Fakat yine aynı dönemde yabancı filmlerin Türkçe dublajla gösterime sunulması sinemanın kültürel bir araç olarak etkisinin ve gücünün yadsınamayacağı gerçeğiyle karşı karşıya getirmiştir bizi. 1950- 1970 döneminde ise sinemadaki hareketlilik göze çarpmaktadır.

1970?li yıllarda Türkiye?de köyden kente göç eden insanların sayısı oldukça yoğunlaşmış, kentlerde sayısı giderek çoğalan yeni ve geniş bir kitle oluşmuştu. Anadolu?nun çeşitli yerlerinden kırsal kesimden iş bulma ümidiyle ya da daha iyi maddi koşullar ümitleriyle kentlere gelen bu insanlar, ne kentlere adapte olabilmişler ne de kültürlerini devam ettirebilmişlerdir. Bir dönemin sineması tamamen bu konuyu işleyen filmlerden oluşmaktaydı. Örneğin 1960?lı yılların meşhur Gurbet Kuşları, Bitmeyen Yol gibi filmleri. 1970 ve 1980?li yıllarda ise sinemanın dile getirdiği temel soru artık ? göç eden insanlar kentte tutunabilmek için neler yapmalıdır? idi.  Kısacası yazar, göç eden insanları konu alan filmlerin içeriklerini toplumsal değişimi yansıtma açısından çözümlemiş, değişimin niteliğini ve yansımalarını araştırmış, filmler aracılığı ile Türk toplumunun iç göçe bakışını ve Türk Sineması?nın ne ölçüde değişimin yansıtıcısı olduğunu başka yazarların kaynaklarına başvurarak, örnekler vererek, alıntılar yaparak bizlere aktarmıştır. Sinema ve sinemanın ülkemizdeki gelişimi adına ilginç bilgiler barındıran bu kitabın okunmaya değer olduğunu söyleyebilirim.

Merve Naz KİTİŞ

Comments Off on Toplumsal Dönüşüm ve Sinema

Benim Gözümden Dünya

20. Yüzyıla damgasını vuran, çoğu çehrelerce dünyanın en zeki adamı olarak kabul edilen modern fiziğin babası dahi teorik fizikçi Albert Einstein (14 Mart 1879 – 18 Nisan 1955) tarafından kaleme alınmış The World As I See It (1949), Aralık 2008 tarihinde ?Benim Gözümden Dünya?  ismiyle, Türkçeye Demet Evrenosoğlu tarafından çevrildi. Alfa Yayınları tarafından yayınlanan 115 sayfalık bu kitapta Einstein kendi anadalı olan fizik haricindeki düşüncelerini, makalelerini, mektuplarını, resmi açıklamalarını biraraya getiriyor. Kitap, ?Benim Gözümden Dünya?, ?Politika ve Pasifizm?,  ?Almanya 1933? ve ?Yahudiler? olarak dört bölümden oluşuyor.

Yeni son bulan II. Dünya Savaşı?nın etkisinin hala devam ettiği yıllarda Albert Einstein, hayatın anlamından Filistin-İsrail kavgasına, dini konulardan bilime, politikadan toplumsal etiğe, zenginlikten eğitimcilere kadar çok geniş bir yelpazede öznel görüşlerini ortaya koyuyor. Bazı konularda çok ciddi eleştirilerde bulunan bazen ise esprili bir dile başvuran ünlü fizikçi, genel olarak silahsızlanma, Deizm, Pasifizm üstünde yoğunlaşıyor.   ?Devlet, insanlar içindir. İnsanlar devlet için değil… Bu demek oluyor ki devlet bizim hizmetimizde olmalı. Biz onun kölesi olmamalıyız. Devlet bizi güç kullanarak askeri hizmete ve savaşa zorladığında işte bu ilkeyi çiğniyor. Bu aşağılık hizmetin bedeli, başka ülke insanlarını öldürmek ve onların gelişme özgürlüklerini ellerinden almak olunca bu daha da önem kazanıyor.? (s. 58) Günümüzün deyişi ile vicdani reddi savunan ve bu sözlerinden de anlaşılabileceği üzere askerlik kurumuna ve savaşa karşı olan Einstein, her ne kadar Yahudi olsa da tarafsızlığını koruyarak İsrail-Filistin sorununa çözüm önerileri de sunuyor. Bunlardan en öne çıkanı bir ?Danışma Kurulu? yapılanması. Einstein?a göre bu kurula, hem Yahudilerden hem de Arapların her türlü siyasi partiden bağımsız dört temsilci göndermesi gerekmektedir. Kitapta her grubun; tıp birliği tarafından seçilen bir doktor, avukatlar birliğinden seçilen bir avukat, sendikalar tarafından seçilen bir işçi temsilcisi, din adamları tarafından seçilen bir din adamından oluşmasının gerekli olduğu belirtiliyor ve bu kurulun her türlü anlaşmazlık için ortak kararlar çıkarabileceğini ve uzlaşmanın bu yolla kurulabileceği savunuluyor.

Vatandaşı olduğu Almanya?nın Faşist politikalarını yürürlüğe koyduğu dönemde Albert Einstein,

Seçme şansım olduğu müddetçe, sadece politik özgürlük, hoşgörü ve kanun önünde eşitliğin kural olarak kabul edildiği bir ülkede yaşamayı tercih ederim. Politik özgürlük, herkesin politik görüşlerini sözlü ve yazılı olarak ifade edebilmesi, hoşgörü ise tüm görüşlerinin saygıyla karşılanması anlamına gelir. Bu günün Almanya?sında bunlar geçerli değildir. Burada uluslararası bir birlikteliğin oluşması için çaba sarf eden, içlerinde önde gelen sanatçıların da bulunduğu pek çok kişi zulüm görüyor. Her toplumsal organizma, zor dönemlerden geçerken tıpkı bireylerde görülebileceği şekilde fiziksel olarak rahatsızlanabilir. Uluslar bu rahatsızlıkları çoğunlukla aşar. Yakında, Almanya?nın sağlığına kavuşması, Kant, Goethe gibi önemli kişilerin sadece zaman zaman anılan isimler olmaktan çıkarak, ilkelerinin toplumsal hayat ve genel bilinç düzeyinde yaygın hale gelmesini umut ediyorum.  (s. 83)

diyerek  ?Manifesto? başlıklı bu yazısında Almanya?nın politikalarını eleştiriyor.

Dünyanın en zeki adamı olarak nitelendirilen Albert Einstein?ın nasıl bir düşünce yapısı olduğunun, hayatı nasıl gördüğünün merak edilmesi gayet olağandır. Bu açıdan gayet aydınlatıcı olan bu kitapta okuyucu, bundan 60-70 sene öncesi ile günümüzün farklı yüzler, farklı isimlerle de olsa nasıl hala aynı kavgalarla, aynı zıtlıklarla uğraşmakta olduğunu çok kolaylıkla görebilir. İnsanlar tüm tarih boyunca savaşların olmadığı, herkesin mutlu olduğu bir dünya hayal etti. Buna ulaşmak imkânsız gibi görünse de, bu örnekte olduğu gibi Einstein gibi beyinlerin çözüm önerileri ile daha mutlu bir dünyaya ulaşabiliriz.

Ahmet Can Kırlıoğlu

Comments Off on Benim Gözümden Dünya

FİLİSTİN ? İSRAİL BARIŞ SÜRECİ VE TÜRKİYE

 

Bülent Aras?ın 1996 yılında bitirdiği yüksek lisans tezinin bazı değişiklik ve kısaltmalarla Türkçeye çevrilmiş hali olan Filistin ? İsrail Barış Süreci ve Türkiye, Bağlam Yayıncılık tarafından 1997 yılında yayımlandı.

Tarihteki önemli olaylar ve bu olayların soruna etkilerine bakarak süreci gruplara ayırıp ve bu yapıyla sorunu irdeledikten sonra Türkiye?nin bu süreçteki tutumundan bahseden Aras, barışın devamlılığı için yapılması gerekenlere vurgu yaparak kitabını sonlandırıyor.

Aras, Filistin ? İsrail sorununun başlangıcından kitabın yazım tarihine kadarki sürecini irdelediği bu kitabında ilk bölümde sorunun başlangıcına gitmekte. İngiltere?nin Filistin üzerindeki problemlerin çözümünü BM?e bırakması ve bunun sonucunda sorunun uluslararasılaştırılması, İsrail Devleti?nin kurulup tanınması ve bu durumun açtığı yeni sorunlar ve gerginlikler üzerinde durmaktadır. Bu bölümde BM dökümanlarını da içeren belgelerle BM?in ortaya attığı olası çözümler ve Filistin ile İsrail?in bu çözümlere karşı tutumlarını aktarmaktadır yazar.

İkinci bölümde Aras 1970 -1988 arasındaki döneme, bu dönemde süregelen savaşlara, ortaya atılan yeni barış önerilerine odaklanmıştır. Yine bu dönemde FKÖ?nün dünyada tanınması bahsedilen ayrı bir husustur.

Kitabın üçüncü bölümü İntifada?ya uzanan sürece, İntifada?nın dünyada yarattığı uluslararası tepkilere ve bu hareketin barış sürecine olan etkilerine ışık tutmaktadır. Yine soğuk savaş sonrasındaki bu dönem boyunca Filistin-İsrail arasındaki sorunun boyutları, İsrail?in Filistin üzerindeki tutumu ve Filistin?in bu dönemdeki vaziyeti açıklanmış; öne sürülen yeni barış önerileri ve yeni girişimlerden bahsedilmiştir.

Dördüncü bölümde Körfez Savaşı sonrasındaki dönem ele alınmıştır. Asıl olarak bu dönemde Filistin sorunun dünya gündemindeki öneminin azalması, kısmi çözüm arayışları, yine Körfez Savaşı sonrasında ABD?nin çıkarları doğrultusunda Arap ülkeleriyle bazı yakınlaşma politikaları ve ?İlkeler Bildirgesi? ile birlikte çözümün ortaya çıkışı üzerinde durulmuştur.  Bölümün sonuna doğru bu dönemde barış sürecine tepkilere yer verilmiş, somut alıntılarla barışa karşı geliştirilen tutumlar yansıtılmıştır.

Bütün bu tarihi süreç, etkileri ve önemli olaylarıyla birlikte anlatılıp irdelendikten sonra son olarak da bu süreçte Türkiye?nin konumu hakkında bilgiler veriyor kitap. Bunu yaparken de kendi görüşlerini de açıklayan Aras, Türkiye?nin neden dengesiz bir politika izlediğinin nedenlerini öne sürerek tarihsel süreç boyunca Türkiye?nin değişen tutumunu bizlere aktarıyor.

Sonuç bölümünde ise artık yazar tüm bu gelişmeleri, barış denemelerini, başarısızlık nedenlerini de göz önüne alarak bazı gereklilikler öne sürmekte barışın sağlanması için. Demokratik bir yapının gerekliliğinden bahseden yazar bu düşüncesini farklı seslerden alıntılarla destekliyor

Çok geniş bir kaynakçaya sahip olan bu kitap, sadece konu ile ilgili belli bir bilgiye sahip kişiler için değil, konu hakkında bilgisi olmayıp öğrenmek isteyen kişiler için de önemli bir eser niteliğini taşıyor. Tez sonradan Türkçeye çevrilmiş olsa da tezin yazarı tarafından çevrilmiş olması çeviri bir eserde ortaya çıkabilecek sorunları da ortadan kaldırmış. Ayrıca olaya çoğunlukla objektif yaklaşmış olması kitabın önemli özelliklerinden de bir diğeri. Uzun yıllardır süren Filistin ? İsrail sorunun çözülmesi için ne gereklidir? Bunca yıldır çözülemeyen sorunun temelinde neler var? Ve bunlar gibi birçok soruyu daha yanıtlayarak kafanızdaki soru işaretlerini azaltacak olan bu eser konu hakkında ilgili olan, bilgi edinmek isteyenler için ideal bir akademik kaynak.

 

Büşra Nur Güllü

Comments Off on FİLİSTİN ? İSRAİL BARIŞ SÜRECİ VE TÜRKİYE